Posts tagged düğün fotoğrafçısı
Karla başlayıp kızgın güneşle biten düğün hikayesi ve fotoğrafları
Apr 5th
Herkese selam,
Epey Zaman oldu değil mi? Yukarıdaki fotoğraf Elif ve Erinç’e de sürpriz olacak, haberleri yoktu.
Düğünden birkaç gün önce, İstanbul, 2011 kışının en soğuk ve karlı günlerini geçirdi. Bir sohbet sırasında, Elif’in annesi, “aslında kışın yapacaklardı, ama kar yağar diye Mart’a aldılar” dedi
Allahtan Düğün günü kar yağmadı, hatta güneşliydi.
Güne boğazda güzel bir kahvaltıyla başladım, keyfim yerindeydi. Sabah hazırlıklarla başladık, her zamanki gibi. Zaman zaman hazırlıkları çekmeye gerek yok gibi talepler geliyor. Konu, bütçe ise, söylenecek birşey yok, fakat hazırlıklar, sadece giyinme makyaj falan değil ki. Odaya giren çıkan oluyor, uzaktan bir arkadaş sürpriz, bazen stres bazen şamata. Düğün hazırlık fotoğrafları = doğal fotoğraflar demek.
Örneğin:
Bu Karede, Erinç, Elif’e Makyaj konusunda inanılmaz gaz verip (pardon moral diyelim), konuyla ilgili bütün soru işaretlerini ortadan kaldırıyor. Şimdi, çekmeye değmez mi:)
Ya da;
Elif ve kardeşinin boş vakitlerdeki dans provaları
Ve daha birçok an…
Neyse, konumuza dönelim. Bu dans provası sonrası, hafif şaşkınlıkla beraber, ilginç bir “ilk dans” olacağından emindim, ve kesinlikle öyle oldu. Garsonlar bile konuşuyordu dansı.
Tabii her zamanki gibi Kuaför ve Makyöz geciktiler. Güneşin 5:30 gibi battığını düşünürsek, ışık ile ilgili zorlanmadık dersem yalan olur. Aslında Polat’ın önündeki sahilde çekmek vardı ama olmadı işte.
Hazırlık aşamasında, “parlatıcı süreceğiz” diyip duran makyöz, sonra parlatıcıyı bir güzel sattı…Gol 1.
Elif’in, o kadar uyarmasına rağmen, bir türlü zamanında yetiştiremiyorlar. Neyse ki, sonuç iyiydi, yani saç ve makyaj!
Sağsalim kuaförden çıkıyoruz. Erinç’le Polat Otel’de buluşuyoruz. Hazırlık yapılacak odaya doğru giderken; düğüne özel Murphy kurallarından birisi başımıza geliyor. Hazırlık için 3 oda var, ama kızlar, erkekler, ve Elif’lerin odası birbirine karışmış. Birisinin kıyafeti diğer odada, diğerinki öbüründe…Tam hazırlanırken Elif içerden bağırıyor; “Eriiiiinç, koş erkeklerin odasından makyaj çantamı al!” diye. Sonra, kızlar kapıda “girebilir miyiiiiz?”. Bendeki paranoyayı düşünün, habire kapıları çalıp, aman yanlış bişey yapmayayım diye
Erinç “mümkün olduğunca” sakin hazırlığa başlıyor. Birkaç artistik kare geliyor.
Tabii utanmadan soruyorum, “şey acaba sakal…” lafımı bitirmeden, Elif giriyor söze, “Ben, Erinç’i hiç traşlı görmedim ki”
. Bence de böyle daha iyi.
Yukarıdaki ilk fotoğraftaki güneşin 10-15 dk. içinde batacak olması beni çok tedirgin ediyordu, en azından bi 10dk. aşağıya inebilsek? Haaaa bi dakika, bi dakika bu günün bombasından bahsetmek isterim.
Zaten kalmış 10-15 dakikamız; birileri (kim olduğu önemli değil) bize otelin en üst katında “HARİKA !!!” bir çekim alanı olduğundan bahsetti, “MUTLAKA..!!!” oraya çıkmamız gerektiği söylendi.
Üst kata çıkmak için bizi delirten bir muamele var, özel kartla ancak çıkılıyor. Hani özel kart falan, zannedersin Kral dairesine çıkıyoruz. Çıktık, görmemiz ve (keşke çekseydim) ve koşarak kaçmamız bir oldu. Duvarda bi ayna, birkaç koltuk, ne manzara ne bişey…Şaka gibi.
Güneş battıkça hava da soğuyor, gerçekten son 3-5 dakikamız. Erinç ve Elif allahtan keyifli. İniyoruz bahçeye.
(Nerde Elif’lerin Pozlu kareleri diyenlere, çoğunu Blog’da yayınlamıyorum).
BEnim favori karelerimden birisi de aşağıdaki.
Bu yazıyı da çok uzattım, epeydir yazmadığım için olsa gerek
Son olarak, belirtmeden geçemeyeceğim harika bir ilk dans.
“Love and Marriage” ile başladılar, ardından birden sahneye arkadaşları doluşuyor, müthiş bir kareografi…Bizim düğünlerde eşine az rastlanan özenli bir karşılama.
Bana bıraksanız daha da yazacağım ama, vakit geceyarısını geçti; benim laptop balkabağına dönüşmeden sizi seçtiğim birkaç kareyle daha başbaşa bırakayım.
Elif ve Erinç’e Ömür boyu mutluluklar.
Gelinlik: Akay
Gelin Ayakkabısı: Divan
Damatlık: Pierre Cardin
Balayı : Seyşeller (wow)…Dalma tutkusu olan, düğün gecesi güzel bir dalış takımı alab bir çiftin; Çeşme’ye gitmesini beklemezdik zaten
Serkan
Yanlış anlamayın, kareyi Elif’ler balayından, Seyşellerden gönderdi;
Hikaye fotoğrafçılığı diyorsak o kadar da değil
Divan Kurucesme’de sade bir düğün ve benim Hayalimdeki düğün fotoğrafı!
Dec 27th
Heeerkese selam,
Epey oldu yazmayalı.
Bir düğünün hikayesi yoksa; ve karelerde tekrar varsa pek yazasım gelmiyor. Ama bu seferki farklı. Bir diğer konu da, benim 3 yıldır çekmeyi hedeflediğim, ama uygun bir çift/an bulamadığım kare…Yazının sonunda.
-fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayın. İzinsiz kimsenin yazısını ya da fotoğrafını yayınlamıyorum, korkmayın:)
Öncelikle işin en başını aktarayım. Demet, internette her medeni gelin adayı gibi iyi bir fotoğrafçı arıyor; beni buluyor ve kareleri çok beğeniyor. Koray’a iletiyor…ve Koray’dan gelen ilk tepki: "Aaa bu bizim Serkan..!" Koray’la BAL’dan aynı dönemiz, hatta ortaokul atletizm takımındaydık. 4x100m’de madalyamız bile var. Hey gidi günler heey!. Aradan 20 yıla yakın süre geçmiş; o neler neler; ben neler neler yaşamışım ve ardından bu harika tesadüf.
Ne yalan söyleyeyim, ilk kez bir arkadaşımı profesyonel olarak çekecektim. "Arkadaş çekmek" keyifli gibi görünse de, biraz da stressli açıkçası; sorumluluk büyük
Neyse ki, Koray da Demet de, hem çok rahat, hem de çok kooperatifti.
Unutmadan, daha ilginç bir tesadüfü de belirtmeden geçemeyeceğim. Aynı atletizm takımından 2 kişi daha önümüzdeki aylarda evleniyor, umarım hayra alamettir
Koray ve Demet ile, haftalar önce buluşmak istememize, onlarca mesaja rağmen düğünden 1 hafta önce Kanyon’da buluşabildik. Fotoğraf dışında birçok tecrübemi de paylaşmıştım. Ve hazırlıkları çekmek için düğün günü evlerinin önüne geldiğimde; Demet yalnız başına kuaföre gitmeye çalışıyordu (Koray ortalarda yok, pek de olacak gibi değildi).
Demet, makul, planlı ve bu düğün işini gönlünce ama abartmadan yaşamak isteyen "ideal" gelin bana göre
Koray da annesiyle kuaföre ulaştı, İlk kez Kuaför’de "geyik" yapabileceğim bir arkadaşım oldu. Genelde bi süre sonra sıkılıyorum; yani bir erkek kuaförüne giden bir bayanın düşünün; onun gibi. Bazı bayanlar, elimde kamerayı görünce, iyice uzak durmak istiyorlar. Görüntülenmek istedikleri son yer kuaför
İlk girdiğimde, burada nerde çekim yapacağım kaygım vardı ama bir köşe vardı ki, durumu orası kurtardı (iplerin sarktığı kare). Kuaförde çekimin en zor yanı, etrafta bir sürü fotoğrafa girmesini istemediğiniz şeylerin olması. Nescafe makinası, sigara içilmez yazısı, fondaki pedikür vs.
Çift’le bizzat Trinity’nin sahibi Özcan Çolak ilgilendi, Kanoyn’da da yerleri var Trio. Hatta, Koray’ın saçını bile o yaptı. Koray, bir ara, yapılan muamelelerden olacak, dehşet içindeydi ama; düğünde en çok konuşulan saçı ve ayakkabısıydı (Ben de alacağım, Sarar’dan almış, inşallah Rugan olmayanı da vardır). Tabii, Demet’in ayakkabısı düğünden sonra da konuşulacak gibi
Demetin rahatlığını şöyle anlatmak isterim:Duvağı 4 kere mi hatırlattım bilemiyorum
Bu arada, planda "Topkapı Sarayı"na gitmek de var(dı). Ben üzülmesinler diye söylemedim ama bir gece önce 1′lere kadar Topkapı sarayını araştırdım, nerede neler çekebilirim diye; notlar falan aldım. Ama yapacak birşey yok, hava o kadar bozuktu ki…
Hazırlıklar bitti, Koraylara gittik. Evde Demet’in annesinden harika zeytinyağlılar.
Detaylar:
Bu yüzük detayları bugüne kadar çektiğim en ilginç yüzük karelerinden birisiydi. Görür görmez, "bunlar bana lazım diyip" kaçırdım. Fotoğraflar, Demet’in anne ve babasının nikah töreninden.
Sıra evdeki hazırlıklara geldi.
Gelinlik, Vakko Wedding – Pronovias’tı ve harikaydı. Gerçekten harikaydı, yazılarımdan beni tanımışsınızdır; samimiyim.
Hava kötü dışarı çıkamadık, tek umudum açıkçası "mekan"dı. Divan Kuruçeşme’ye Internet’ten baktım, fena görünmüyordu; fakat çekim hayal ettiğim kocaman girişte 10 tane çelenk!!! Bittiğim an. Özellikle Divan Kuruçeşme’d eçekilmiş karelere bakmaya çalıştım; fakat ilham verici pek birşeye rastlamadım.
Meşhur mekanlarda, o kadar para verilmesine rağmen İstanbul’un telaşını, kargaşasını aynen yaşatıyor insana. Koray’ların düğünden önce, ve aynı anda mekandaki diğer salonlarda 3 etkinlik daha vardı. Hatta bizim oda doluydu geldiğimizde.
Başta Demet’i, hiçbir stres yaratmadığı için kutluyorum; ben olsam, erkek halimle arıza çıkartmıştım, kesin.
Divan’daki salon, küçük ama çok şıktı. Yanılmıyorsam adı "Antik salon". Eski bir bizans limanına ait. Şıklığın büyük bir kısmı da aslında Demet’in elinden…Harika şamdanlar, küçük saksılarda orkide’ler…
Benim için en önemli konu; doku ve ışık. Burada ikisi de vardı:
Bu arada, Koray da "ben hiç fotojenik değilim, fotoğraf çektiremem" damatlardan.
Sonrasında mekan temsilcilerinden fırçamızı yiyip, odamıza çekildik. Arkadaşlar, ve özellikle jack; Jack Daniels, herkes yumuşattı:)
Ben tabii, kpır kıpırım…İçin içim yiyor. Çünkü girişte bir kavşak var; ve o soğukta Koray ve Demet’in Yolun tam ortasına çıkıp, bana poz vermelerini isteyeceğim. Pozdan da emin değilim, zor bir poz. Yani işin içinde çift olmasa, hiç sorun değil ama…Jack’in çok yardımı oldu gibi. Demet neredeyse koşarak geldi çekime…Ve başta dediğim 3 yıldır beklediğim shot!
Bu poz için, sağdan ve soldan aynı anda araç geçmesi; Korayların da hiç hareket etmemeleri gerekiyor. İster inanın ister inanmayın; Resmen hiç araç geçmez oldu! En sonunda, bir Halk otobüsü ufukta göründü. Hayatımda hiç halk otobüsü görünce bu kadar sevineceğimi sanmazdım
)
Koray, Demet; Size kocaman teşekkürler & ömür boyu mutluluklar!
Serkan
istanbul boğazı’nda eğlenceli bir çift
Sep 29th
(Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayın).
Genelde çekim öncesi, eğer mekan uygun değilse (ya da izin verilmiyorsa) çiftlerle “mekan seçimi” konusunda uzun uzun düşünürüz. Tabii düğünlerin yazın ve, haftasonları olduğunu düşünürseniz (ve bir an Cumartesi Pazar, Yıldızparkı, Emirgan Parkı, çeşitli beach’lerin, sahil trafiğinin halini de eklerseniz) seçim yapmak çok zor oluyor.
Selen’in seçimi doğal ortam yerine, daha çok eski arnavut kaldırımlı ara sokaklar oldu, iyi ki de olmuş; yer ararken çok güzel (gizli) bir ara sokak bulduk. Vallahi kimseye söylemeyeceğim; cılkı çıkıyor sonra).
Neyse hazırlıklara Kanoyn’daki Harvey Nichols’ın kuaföründe başladık. Çok kibarlardı (yanlış anlamayın “kibar” demek istemedim). Kahvemizi içtik, hazırlıklar başladı. En iyi kuaförde bile, en kızdığım şey fonda “BUARADA SİGARA İÇMEK YASAKTIR, CEZASI…” yazısı. Allahtan burada yoktu, sonra uğraş dur photoshop’ta. Çok fotojenik bir kuaför; ortam şahane. Elemanlarda da ciddi bir mütevazılık var.
O kadar keyifli olunca, ben de farklı kareler için şahin gibi ortalıkta dolanmaya başladım. Ve, bu senenin en iyi 10 listesine giecek kareyi yakaladım. Ben tabii fotoğrafçılık açısından bakıyorum, Selen ne düşünür bilmiyorum
Orkideler, çok başarılı yerleştirildi.
Ardından makyaj,
Hazırlıklar tamamlanınca, Selen’lerin evine doğru yola çıktık.
Ev tam bir curcuna, süper bi ortam. Ortalıkta arkadaşlar olunca, harika oluyor.
Hem eğlenceli hem de fotograflar için süper…
Ama bazı standart kareler için de zor oluyor. Otel odası olunca nispeten daha rahat oluyor.
Evlerde, arkada ütü masası vs.
zorlanabiliyorum. Neyse Selen’lerde öyle olmadı.
Kıvanç’ın hazırlığı da zor olmadı; tabii gene bir papyon krizi oldu ama; inanın OLMAYAN düğün yok
Artık baştan uyarıyorum, papyon provası yapın diye. Bu arada tavsiyem Papyon’u Hugo Boss’tan almanız. Hugo Boss’taki damatlık aksesuarları da görmeye değer. Koca Beymen, papyona SARI metal takmış, çok sırıtıyor; fakat Hogu Boss’un metali siyah mattı; ve üzerinde beden ölçüleri vardı!
Hazırlıklar sonrası, “gizli mekan”a gidildi ve arkadaşlarla keyifli çekimler yaptık.
Tabii gene düğün çekimi için, takıldık Kalender’in fotoğrafçısına.
Adamlar, ilk dansa bile izin vermiyorlar; çekim sonrası ayrıldık.
Onlar düğüne, ben evime
Selen ve Kıvanç’a ömür boyu mutluluklar!
Serkan
Peki bir düğün günü fotoğrafçısı ne ister? :)
Apr 29th
Merhaba,
Bu aralar tam düğün sezonu. Haliyle konular hep düğün fotoğrafları üzerine. Kahve sıcak, yanında Tariş’in yeni çıkarttığı incirli drajeler…
Daha önceki yazılardan düğün fotoğrafçınızı seçerken nelere dikkat etmeniz gerektiğini yazmıştım, fakat şunu farkettim; harika kareler için fotoğrafçının ne istediği de çok önemli; o zaman cesurca yazayım…Umarım fazla gaza gelmem.
Öncelikle fotoğrafçı (en azından ben), harika kareler çıksın ister. Hukukçu değilim ama sevdiğim bir terim var “şekil şartı”. Çiftin şekil şartları yerine getirilmiş olacak. Yani, saç, makyaj gelinlik, damatlık tamam. Ayakkabılar temiz, bakımlı, şık…Yani bunları yazmak istemiyorum aslında, ve şekil şartlarını yerine getirilmiş kabul ediyorum. İnanın, çekime gittiğinizde zaman zaman öyle saç, makyaj vs. oluyor ki, ne iştah kalıyor ne bişey. Zaman zaman karıştığım da oluyor…
Sıklıkla rastladığım problem, fotoğrafa yeterli vaktin kalmaması. Gelinler (genelde programı onlar yapıyor), mecburen fotoğrafa en son vakit ayırıyorlar, herşey hazır olduktan sonra. Fakat, Kuaför yarım saat geç gelip, 15 dakika işini geç bitirince, üzerine makyöz uzatınca (buralara gelin kaprisini hiç eklemiyorum, en doğal hak) Fotoğrafa 15 dakika kaldığı oluyor. Bir defasında, bikah görevlisine biz 30dk takmıştık
) Önerim en az 1.5 saat ayırmak. Mümkünse öncesinde beraber mekanı dolaşmak.
Diğer konu fotoğrafçıyla olan mesafe (metrelerden bahsetmiyorum tabii ki). Ben tanışma toplantılarında mutlaka belirtiyorum; ben sizin izin verdiğiniz sürece sizin gölgeniz gibi olacağım. Beni istemediğiniz zaman kısaca “uza” diyebilirsiniz. Yani, fotoğrafçının makyöz, kuaför gibi bir sırası olmasın; herşeyi çeksin. Ben şunu da belirtiyorum; bütün fotoğrafları önce siz göreceksiniz. İstediğinizi sonsuza kadar silebilirsiniz.
Bu işte neşe, ve kooperasyon en önemlisi. Buradaki ilişki Kadındoğum uzmanı ile anne adayı arasındaki gibi oluyor genelde. Yani, sizin en önemli gününüz, sizin dışınızdaki insanlar için herhangi bir gün. Bu sebeple, tavsiyem neşenizi, keyfinizi hiç bişey kaçıramasın. Tabii neşeyi artırmak adına yardımcı unsurlar kullanmak serbest
abartmamak şartıyla
Fotoğrafçınız profesyonel olabilir ama siz değilsiniz. Haliyle, benim hayalimdeki gelin, en doğal gelindir. Ve tüm doğal hallerinin çekilmesine izin veren gelindir. Zaten çekimler sonrası ilk fotoğrafı o görecek; beğenmediğini siler! Poz vermek dünyanın en zor işlerinden. İlla pozlu kareler de istiyorsanız, ki bir kısmı mecburen öyle oluyor; ödevini çalışmış gelinlerle daha iyi sonuç alıyorum. Yani, interneti hallaç pamuğu gibi atmış, beğendiği fotoğrafları biriktirip fotoğrafçısı ile paylaşmış hatta pozlara çalışmış gelin…(eğer pozlu istiyorsa).
Size aynı çiftin pozlu ve doğal iki karesini göstermek istiyorum, karar sizin!
Dün, Ceren ve Ozan ile tanıştım, bu yaz Çeşme’de evleniyorlar. Evlerinin bahçesinde, 70-80 kişilik samimi, sade bir davet. Bahçe gerçek bir bahçe, yani içinde keçiler tavukar var
Fotoğraf işini bana bıraktılar, yani birkaç pozlu fotoğraftan sonra; herşey doğal olacak. Ceren ile de bazı konsept çekimler yapacağız. Aslında en ideal çekim ortamı. Açık hava, az ve samimi insan, telaş yok, stres yok.
Zaman dedik, pozlar dedik… Sırada, damadın motivasyonu. Bunu da gelinle beraber çözmek gerekiyor, bunun için ideal çift mümkünse tanışma toplantısına beraber gelmeli. Keyifli hatta komik bir toplantı oluyor genelde. Eh zaten tahmin edersiniz bende sıkı malzeme var
Sonrasında, çekim günü herşey daha rahat gerçekleşiyor. İnanın sadece tanışmak için, Kıbrıs’a günübirlik gittiğim oldu. Zaman zaman bazı damatlar gergin olabiliyor, çünkü onlara aptal pozlar verdirileceğini düşünüyorlar. Tanışma toplantısında “o an” karelerini görünce, yelkenler biraz suya iniyor. Ozan’a söz verdim, sadece en iyi karelerini çekeceğim
Unutmayın, düğünden geriye baktığınızda sadece fotoğraflar kalıyor!
Sonuç olarak, evet düğün çok önemli bir gün:
-Güzel olmalı, neşeli olmalı, eğlenmeli, keyfini çıkartmalı, bol bol ağlamalı, sarılmalı…
-Stresi abartmamalı, bağırıp çağrınmamalı, “dans figürlerini unutacağım” diye delirmemeli, çevredekileri kırmamalı, kırılmamalı, ağlamayı da abartmamalı
ama yeni tabirle “Bridezilla” olmamalı.
Hoşçakalın,
Serkan
Ankara’da bir Dugun Gunu
Mar 21st
(Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklamayı unutmayın)
Herkese Merhaba,
Yanılmıyorsam geçen Aralık sonuydu, Şükran’dan bir e-mail aldım. CamStory’den arkadaşım mehmet Binay tavsiye etmiş. 13 Şubat’ta Barış ile evleniyorlar, ve düğün için fotoğrafçıya ihtiyacı vardı. Neden taa İstanbul’dan fotoğrafçı çağırdığı polemik konusu olsa da, beni seçtiğine sevindim.
Yeni bir düğün çekme ihtimali olduğunda, çift ve mekanlar beni meraklandırıyor. Şükran hava müsait olursa “Eymir Gölü”nde çekim yapmayı çok isteriz demişti. Yılları orada geçmiş, bir de gelin olarak Eymir’e gitmek ne güzel değil mi? Günlerce hava durumunu takip ettik, o gün için fena göstermiyordu. Fakat Ankara’ya vardığımda çok rüzgarlı bir havaya denk geldik, bir açıp bir kapıyordu…Eymir Fotoğrafları’nı bahar gelince, ciddi bir fotoğraf meraklısı, eşi Barış’a bırakmak zorunda kaldık.
(Stüdyo Çekimi öncesi Taksim’de bir kahve molası, kulaklıkta Michel Camilo&Tomatito “from within” ve yazıya devam)
Her zamanki geç kalacağım endişesi Ankara’da ikiye katlandı, en erken uçakla gidildi. Otel’e de herkesten 1.5 saat önce varıldı. Lobide otururken, makinanın bütün temizliğini yapıp, ayarları kontrol ettim. Bir gözümle de sağı solu –en uygun çekim noktalarını bulmak amacıyla – kesmeye başladım. İçimden bir ses, bu havada “Eymir’e zor gideriz” diyordu zaten. Girişte, 3 m’lik büyük bir camın yanında çok hoş çakıl taşları ile doldurulmuş bir alan vardı. Işığı da mükemmeldi. Şükranı orada çekmeyi planladım. Sauna alanı, Restoran vs. de çok güzeldi. En azından iç mekan çekimleri iyi olsun diye düşündüm.
Neyse, tüm hazırlıkları yaptım, kafamda pozlar, anlar…Kapıda Şükran belirdi bir telaş. Allahtan, kendisine “Pasiflora” tavsiye etmiştim. Arkadaşlarından birisinin, “Şükrancığım, senden bugün -muhteşem- bir performans bekliyorum” dediğini hatırlıyorum. Ama hiç de öyle olmadı. Şükran, çok doğal, keyifli, muhabbetli bir gelin oldu. (Ha pardon, dans provaları hariç).
Apar topar odaya çıktık, tabii ki neredeyse Otel’in düğünden haberi yok. Şükran onlarla uğraşmak zorunda kaldı. Şükran’ın rahatlığı o kadar işime yaradı ki, istediğim gibi rahat çalışabildim. Bazı gelinler, malesef sadece düğüne odaklandığı için stresleri, ve telaşları karelere yansıyabiliyor.
Hazırlıklar başladı. masaj, makyöz, Kuaför…Hepsi işlerini gayet iyi yaptılar. Bir ara detayların fotoğrafı için duvağı rica etmiştim (ki fonda Şükran Duvak ile ilgili birilerine kızıyordu). Pencere önüne tacı koyduğum gibi, iki taş düştü! Kendimi Müzede Mona Lisa’yı boyayan Mr. Bean gibi hissettim!!! Soğuk bir ter, ardından dürüstçe ve hafif kızarak “neyle yapıştırdınız bunu!!!” diye kuaföre söylendim. Neyse, bir yerlerden ypaıştırıcı bulunup halloldu.
Yüzük detayları çekmek için de bir sürü fikir vardı ama otel odasında kalakaldım. Ama yaratıcı olmak için de vakit vardı açıkçası. Şükran da Barış da tam bir outdoor çift. Enerji dolular. Red Bull’u görür görmez ilk detay karesi çıktı.
Ardından, bir denemeydi ama benim hoşuma gitti. Tasarruflu ampül, hoş bir etki yarattı, ne dersiniz?
Gelinlik meşhur İspanyol marka, Pronovias’tandı. Duvak süperdi!!! bir de giydirmek için eleman bile göndermişlerdi, şaşırdım.
Derken, damat kapıda belirdi. Barış, bir fotoğraf meraklısı. Fotoğraflar iyi çıksın diye, ışık da getirmiş bana sağolsun. Bazı karelerde kullandık. Düğün fotoğraflarında, en çok dikkat ettiğim konu “doğal ışık”. Yapay ışık, ne olursa olsun sırıtıyor ama karanlık bir akşam ve karanlık bir otel odasında , ne yapılabilir ki?
Barış, herkes içinde en rahatıydı. Klasik, 10 dakika’da hazırlandı
diğer damatlar gibi. Bıyığı ile o kadar uğraştı ama Şükran’a beğendiremedi (Barış, ben beğenmiştim vallahi).
Hazırlıklar bitti, hava karardı, geldik son dakika stresine. “ilk dans” provası. Pasiflora’nın etkisi bitmiş, acilen Jack Daniel’s'a ihtiyaç var gibiydi. ihtiyaç kısmen karşılandı, ve provalara geçildi. Güzel bir müzik ve güzel bir dans…Onca strese hiç değmedi, çünkü harika dans ettiler.
Ardından birden nikahın 15dk sonra olduğu akıllara gelip, apar topar odadan çıkıldı. Ankara’yı iyi bilmiyorum (tamam neredeyse hiç bilmiyorum). Gelin arabasının hemen arkasında, stres içindeki şöför bendim
alaydan önüme geçmek isteseler de izin vermedim
) Veremezdim.
Sonrasında start verildi, nikah kıyıldı, ilk dans harika edildi, murada erildi, kerevete çıkıldı.
Sizleri fotoğraflarla başbaşa bırakıyorum.
Not: “Mutlu olurken, mutlu edin” fikrim Çocuk Yoğun Bakım ve Acil Tıp Derneği’nden ilgi gördü. Şükran ve Barış adına yapılan bağış da inanın çok faydalı bir yere gidiyor. Detaylar yakında burada.
Serkan
Düğün fotoğrafçınızı seçerken…
( Düğün fotoğrafları 2. Yazı )
Dec 31st
(Yazının, 1. bölümü için TIKLAYINIZ. )
Photo Latte Düğün Fotoğrafları için TIKLAYINIZ
Çekim için e-mail atın: serkan@photo-latte.com
3. Pozlu mu?/ Pozsuz mu?
Bence biraz ondan biraz da ondan. Pozsuz kısmı zaten fotoğrafçının yaratcıcılığına ve ekipmanına bağlı.
Pozlu fotoğraflar en zoru. Fotoğrafçının Gelin ve Damadı çok iyi yönlendirmesi, konuşması, gerekirse güldürmesi, sorular sorması vs. gerekiyor. Pozlu’dan kastım bir moda fotoğrafı gibi göz şuraya baksın, eller belde, parmaklar şurda şeklinde değil. Tema ve “mood” verilerek, gene spontan çekim. Ancak o zaman doğala yakın oluyor fotoğraflar. Örneğin, gelin’e “mutlu ol, ama gülümseme” demek pozda çok şey değiştirebiliyor. “Bu evde kaç yıl geçirdiniz?”,”İlk nerede karşılaştınız?”"En çok neyi seni kızdırıyor?”vs.vs. ben pek susmak bilmiyorum çekimlerde
Özellikle istediğiniz, olmazsa olmaz pozlarınızı mutlaka fotoğrafçınıza söyleyin. Önce de belirttiğim gibi, düğün öncesinde, mekanı fotoğrafçınız ile gezin, muhtemel çekimleri konuşun. Düğün günü 5dk bile bulamayacaksınız. Tekrar tekrar söylüyorum, düğünden geriye ne kalacak size?
4. Çekimin zamanı (öncesi, günü ve sonrası)
Aslında olayı abartıp, “öncesi” fotoğrafı da çekilebiliyor. Tabii ki gelinlik damatlıkla değil…Mekan seçiliyor (diyelim Adalar ya da Beyoğlu), “öncesi” halleriniz çekiliyor. Yani aslında, “sivil” fotoğraflarınız…
Düğün gününden sonra, benim asıl ilgilendiğim “Sonrası”. Amerika’lılar buna “Trash the dress” diyorlar. Geçen sene çekim yaptığım Lusi Amerika’da yaşıyordu ve bana “Tabii orada gelinlikler ucuz…” yorumunu getirdi. Düğün sonrası kumsalda, otların üzerinde, denizde, havuzda, sokaklarda, metroda…çok güzel kareler yakalanabilyor. Düğünden hatt abalayından sonra çılgın çekimler yapmak isterseniz bir mesaj atın
Çılgın fikirlerim var.
5. Fotoğraflarınızı nasıl istersiniz?
Alternatifleriniz:
Eski moda : Janjanlı, taşlı hatta ekranlı bir album, Çerçeveli ve pamuk gibi dev bir stüdyo fotoğrafı, Eşe dosta çoğaltılmış fotoğraf.
Yeni : Fotoğraflararınız için web sitesi, Çiftin Düğün Blog’u, Albüm yerine photobook, Çerçeve yerine tuval üzerine kanvas baskı ve e-mail/facebook vs. için düşük çözünürlük.
Örnek Web sitesi için TIKLAYINIZ:
6. Düğün Blog’unuz:
Gün gün gelişmeleri yazabileceğiniz bir günlük; ve takip eden yakınlarınız. Örneğin, birkaç alternatif var fikir almak istiyorsunuz; koyun blogunuza yakınlarınız oylasın
Provalar, yetişenler, gecikenler, kavga patırtılar, dedikodular… Burası da bir Blog biliyorsunuz; ben çok keyif almaya başladım. (Fotoğraflarını çektiğim çiftlerden isteyenlere basit bir Blog hazırlıyorum…). Şu siteyebir bakın, yazarı nişanlandıktan sonra yazmaya başlamış ve kocaman bir blog haline gelmiş “ http://wemetinabar.com “.
7. Websiteniz:
Yukarıda örneği var, bazen fotoğrafları dağıtmak, balayınız vs. düğünün üstünden çok geçtikten sonra gerçekleşiyor. Yani konu biraz soğumuş oluyor…Düşünün siz balayındayken fotoğraflarınız internet sitenizde, önce siz bakıyorsunuz, istemedikleriniz yayınlanmıyor sonra da herkese ilan ediyorsunuz. Bırakın başkalarını, canınız sıkıldığında iş yerinde de bakabiliyorsunuz. Ailemin binlerce fotoğrafını internete yükledim (sadece istediklerimin bildiği bir link’e…)
8. Yeni bir konsept: “Bağış”
Aslında çok da yeni değil, genelde nikah şekeri yerine Tema’ya bağış yapılır, “çelenk göndermeyin şuraya bağış yapın” denir. Düğün kesinlikle çok mutlu bir olay, buna biraz da huzur katmak istemez misiniz? Mutluluğunuza başkaları da ortak olsun istemez misiniz? Size tavsiyem, düğünle ilgili iş yaptığınız herkese, anlaştıktan sonra “%5′ini şuraya bağışlayacaksınız ama” derseniz kimse hayır diyemez
2010′daki tüm çekimlerden sizin adınıza 10%’nunu “Çocuk Acil Tıp ve Y. Bakım Derneği”ne bağışlayacağım. ( http://www.cayd.org.tr ) Neden bu dernek derseniz, hikayesi uzun ama sonu “mutlu son” merak etmeyin
.
9. Ekipmanım:
Bu aslında çiftleri çok da ilgilendirmiyor. Ama, az çok ilgililer varsa ben ne kullandığımı söyleyeyim:
-Nikon D700 Full Frame D-SLR F. makinası (düşük ışık ortamlarında mükemmel)
-Nikon 70-200mm f:2.8 VR Lens (Bu işi yapmaya kalkanların olmazsa olmaz lensi. Bütün ciddi moda şovları bu lens ile fotoğraflanır.
-Nikon 24-70mm f:2.8 (Gene olmazsa olmaz bir prime lens. Portre dışındaki diğer detaylar+ distorsiyonsuz geniş açı için)
-Sigma 50mm f:2.8 Macro (Detaylar için)
-Sigma 12-24mm (Distorsiyonlu Geniş Açı, benden başka kullanan var mı merak ediyorum)
-Nikkon 50mm f:1.8D Portreler için)
-Nikon SB800 Flaş, + Gölge azaltan özel diffuser (flaşla gelen değil)
-Flaş için uzaktan kumanda
-Manfrotto Heavy Duty ball head Tripod.
-Gerekirse, yansıtıcı vs. diğer aksesuarlar.
UNUTMADAN, fotoğrafçınıza düğünün planını ve yakın bir arkadaşınızın cep telefonunu mutlaka verin.
Umarım faydalı olabilmişimdir! eklemek istediğiniz ya da yorum getirmek istedikleriniz varsa hay hay! Bekliyorum.
SON OLARAK, bu iş kaç paray aolur? belki de ilk sorulması gerekn soru, cevabım basit (ama zor): az paraya malesef olmaz. Ne istediğiniz, ne kadar istediğinizle çok ilgili. İlgilenenler mesaj atsın…
Hoşçakalın,
Serkan


