wedding
Ilke ve Eral’ın “yeşil” düğünü (Kıbrıs Korineum ’da düğün günü ve fotoğrafları)
Aug 8th
(Fotoğrafların büyük hali için üzerine tıklayın, photo latte fotoğraflar için: www.photo-latte.com)
Favori fotoğrafımla başlayayım:
Cumartesi sabahı 4:30′da kalkıp, sessizce evden çıktım.
Ilke’nin bana verdiği çok önemli bir görev vardı: Havalimanında orkestra bulunacak, sağda solda uyuya kalmışlarsa uyandırılacaklar. Çünkü bir gece önce de çalmışlar. Düğün öyle birşey ki, istediğiniz kadar planlayın; mutlaka bişeyler ters gidebiliyor; çünkü "insan"larla berabersiniz malesef. Bazen yolda kalan bir gelin arabası, ya da hiiiiç beklenmedik tarzda bir buket; bazen nikahı terkeden kayınvalide…(based on true stories).
Neyse, fellik fellik dolanırken elinde flüt çantası ile birisini gördüm; ve o kadar emindim ki. "Ilke’lerin düğününe değil mi?" diye atladım. Öyle bir baktı ki adam bana; muhtemelen saygın bir sanatçıydı, gene de kibarca "hayır" diyebilirdi. Bir sonrakinde keman çantası vardı; ona gittim. Bu seferki gülümseyerek "hayır" dedi. Artık dedim karizmayı daha fazla çizdirmenin anlamı yok. Meğer Candan Erçetin’in bir açılış konseri varmış, orkestra tabii 30 kişi; iyi daha fazla devam etmemişim.
Korenium’a vardık, yol keyifliydi, hava çok sıcaktı. Ilke’leri beklerken biraz dinlendim; son hazırlıkları kontrol ettim. Golf sahasını ve doğayı gezdim; muhtemel çekimler için. Doğası harika, bir sürü golf oynayan insan. Sabahları 6′da daha kalabalık oluyormuş
Ilke’nin hazırlıkları başladı, etrafta arkadaşlar, akrabalar…Bir şenlik havası. Tabii "şenlik" havasına İlke’nin içtiği o limonlu şeyin katkısı oldu mu bilmiyorum
(İlke, tarifini verirsen diğer gelinlerle de paylaşmak isterim).
Sonra Eral’a bir uğradım. Buradan bütün damatlara sesleniyorum: "Ben 5dk.’da hazırlanırım" demeyin. Herşey 5dakikada oluyor; ama kuşak ve papyon yarım saat alabiliyor. Eral’ın babası neyse ki profesyoneldi bu konuda. Kendisinin taktığı papyon da hatırası olan ve yaklaşık 50 yıllık bir papyonmuş, ne mutlu ona.
Bir de düğünü çok özel kılan Eral’ın dedesinin 50+ yıllık arabası, yanılmıyorsam 1955 Model Wonselen marka arabası.
Arabayı düğüne yetiştirmek için bütün Kıbrıs seferber olmuş. Motoru şu yaptı, aynayı şu halleti ; herkes konuşuyor
Neyse, en riskli görev tabii Eral’ın: Lefkoşa’dan Girne’ye arabayı sağsalim, hem de düğün günü getirmek. Biraz zorlanmamış değil, ama getirebildi.
Ilke’nin ve maid’lerin hazırlığı bitti bitecek. Programda hafif bir kayma var; ama dert değil. birden Eral belirdi kapıda, o ilk an:
Ve Geleneklere göre nazara karşı "zeytin dalı" yakma…Dumanından ben de üzerime üzerime bol bol aldım. Çünkü bu hafta yurtdışına bir konsere gidiyoruz; açık havada, ve o tarih yağmurlu görünüyor. H abir de unutmadan, Ilke’lerde bir haftada 2-3 ayna kendiliğinden kırılmış; en son bir gece önce takılan kocaman boy aynası gecenin bir yarısı "Baaaaam"…
Nazarları da üzerimizden attıktan sonra başladık dış çekimlere. Birer "Buggy"ye atladık, sahne bizimdi. Çekimler, tören, ilk dans, derken keyifli, akdenizli bir düğündü İlke ve Eral’ın ki.
Mutlu, sağlıklı, dip dibe bir hayat dileğiyle…
Serkan
istanbul boğazı’nda eğlenceli bir çift
Aug 1st
(Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayın).
Genelde çekim öncesi, eğer mekan uygun değilse (ya da izin verilmiyorsa) çiftlerle “mekan seçimi” konusunda uzun uzun düşünürüz. Tabii düğünlerin yazın ve, haftasonları olduğunu düşünürseniz (ve bir an Cumartesi Pazar, Yıldızparkı, Emirgan Parkı, çeşitli beach’lerin, sahil trafiğinin halini de eklerseniz) seçim yapmak çok zor oluyor.
Selen’in seçimi doğal ortam yerine, daha çok eski arnavut kaldırımlı ara sokaklar oldu, iyi ki de olmuş; yer ararken çok güzel (gizli) bir ara sokak bulduk. Vallahi kimseye söylemeyeceğim; cılkı çıkıyor sonra).
Neyse hazırlıklara Kanoyn’daki Harvey Nichols’ın kuaföründe başladık. Çok kibarlardı (yanlış anlamayın “kibar” demek istemedim). Kahvemizi içtik, hazırlıklar başladı. En iyi kuaförde bile, en kızdığım şey fonda “BUARADA SİGARA İÇMEK YASAKTIR, CEZASI…” yazısı. Allahtan burada yoktu, sonra uğraş dur photoshop’ta. Çok fotojenik bir kuaför; ortam şahane. Elemanlarda da ciddi bir mütevazılık var.
O kadar keyifli olunca, ben de farklı kareler için şahin gibi ortalıkta dolanmaya başladım. Ve, bu senenin en iyi 10 listesine giecek kareyi yakaladım. Ben tabii fotoğrafçılık açısından bakıyorum, Selen ne düşünür bilmiyorum
Orkideler, çok başarılı yerleştirildi.
Ardından makyaj,
Hazırlıklar tamamlanınca, Selen’lerin evine doğru yola çıktık.
Ev tam bir curcuna, süper bi ortam. Ortalıkta arkadaşlar olunca, harika oluyor.
Hem eğlenceli hem de fotograflar için süper…
Ama bazı standart kareler için de zor oluyor. Otel odası olunca nispeten daha rahat oluyor.
Evlerde, arkada ütü masası vs.
zorlanabiliyorum. Neyse Selen’lerde öyle olmadı.
Kıvanç’ın hazırlığı da zor olmadı; tabii gene bir papyon krizi oldu ama; inanın OLMAYAN düğün yok
Artık baştan uyarıyorum, papyon provası yapın diye. Bu arada tavsiyem Papyon’u Hugo Boss’tan almanız. Hugo Boss’taki damatlık aksesuarları da görmeye değer. Koca Beymen, papyona SARI metal takmış, çok sırıtıyor; fakat Hogu Boss’un metali siyah mattı; ve üzerinde beden ölçüleri vardı!
Hazırlıklar sonrası, “gizli mekan”a gidildi ve arkadaşlarla keyifli çekimler yaptık.
Tabii gene düğün çekimi için, takıldık Kalender’in fotoğrafçısına.
Adamlar, ilk dansa bile izin vermiyorlar; çekim sonrası ayrıldık.
Onlar düğüne, ben evime
Selen ve Kıvanç’a ömür boyu mutluluklar!
Serkan
Eski Urla’da ve Yorgo Seferis’in Otel evinde Düğün günü çekimleri
Jul 20th
Herkese Selam,
Bu yaz, çekimler; ve çekimler arası tatil derken Blog’u biraz aksattım, kusura bakmayın. bir diğer güzel konu da, Blog’umun artık fotoğrafçılar tarafından da takip ediliyor olması, ne mutlu bana.
Bu yazki keyifli çekimlerden birisini, Zeynep ve Onur’un çekimlerini İzmir-Urla arası yaptık. Daha doğrusu düğün gününü beraber yaşadık. Zeynep ve Onur Belçika’da yaşıyorlar; çok büyük bir tesadüf eseri, konser için gittiğimiz bu yaz, az daha Belçika’da buluşuyorduk; kısmet olmadı.
Tatilimizi ona göre planlamıştık; Efe dedesini özlemişti; Kuşadası’ndaydık. Sabah erkenden Kuşadası’ndan yola çıktım. Dildade Börek’te peynirli börek ve Koruk suyu’nu yanıma alarak keyifli bir yolculukla başladı gün.
Kuaförde buluştuk ve hazırlıklar başladı.
Hazırlık aşaması keyifliydi. Zaten arkadaş, akraba çok olunca ortam çok şenlikli oluyor.
Onur’un kuaförü de yan tarafta; ben bir oraya bir buraya…Kuaför’de play station??? “Bu ne” dedim, eleman, “hastası çok” dedi. Meğersem kendisi hastasıymış. Bir oyun kahramanının dövmesini ayağına yaptırmış. Onur da az meraklı değil; traş boyunca “o oyunun orasını nasıl geçtin? bunun yenisi çıkacak” muhabbeti bitmek bilmedi. Bu arada Onur’a da full muamele. Masajından buhar banyosuna kadar…Bu arada Malatya’da askerlik yapan abisi de katıldı curcunaya. Hazırlık kısmını daha da uzatmayayım. Kuaförden önlerine gelen herkese mecburen bahşiş vererek ayrıldılar. Hem yerleşmek hem de ilk kareleri çekmek için ilk durak Crown Plaza İzmir’di.
Unuttum, Onur sağlam bir metalci ! Yüzük detayları da ona göre oldu tabii. Neyse, o sırada yurtdışından bir arkadaşlarının gönderdiği hediyeyi açtılar…Herkes şokta!
Bir post. Evirdik çevirdik; açıkçası bir anlam veremedik. En sonunda, gönderilen yerde (Norveç’ti yanılmıyorsam) bunun çok önemli bir düğün hediyesi olduğu kararına vardık. Bir süre sonra, hepimiz posta ısınmış; post, günün bir parçası olmuştı. Nasıl yapmışlarsa, yumuşacıktı. Onur, nerden buluruz bundan bir tane daha
)
Crown Plaza sonrası, Onur’ların evde biraz soluklanma ve Urla’ya yolculuk.
Urla’da ilk durak Nobel ödüllü yazar Yorgo Seferis’in eviydi. Harika bir yer. Aynı zamanda otel. ( http://www.yorgoseferis.com/ ) Önünden geçmenizi, bir kahve içmenizi tavsiye ederim. Fotoğraf çekimleri için önceden izin almıştım; bize ÇOK yardımcı oldular. Buradan onlara çok çok teşekkür ederim.
Sonrasındaçıktık sokağa…Bu kadar kalabalık bir ekip olunca, çekimler de eğlenceli geçti.
Kızlar erkekler arasında da ciddi bir rekabet başladı…
Son olarak, Oğlanlar, Zeynep’i kaldırarak poz verdi; benim de son sözüm “Şimdi herkes ellerini bıraksın” deyince; koptuk!
Ve artık bir standart olan grup fotoğraflarından çektik.
Ekibe de yaratcılıklarından dolayı çok teşekkür ederim, buraya eklemediğim onlarca kare var!
Sonraki durak, Düğün mekanı ve tekne. Zeynep ve Onur, mekana tekne ile geleceklerdi.
Tekneye güzel ve soğuk bir araçla gittik, o sıcakta limonata gibi geldi gerçekten. tekneye bindik, ve Onur nikah Memurunu aradı, Onur’un aniden değişen yüz ifadesinden aynen şunu okudum ” Ne düğünü, bugün düğün mü var?” “memur birden uyanıyor ve neredeyse “tamam pijamaları çıkartıp, traş olup geliyorum, 15 dakikaya”. Yarım saat sonra bile memur ortada yok, haber de yoktu.
Tekne yola çıktı, sahil selamlanıp alkışlar toplandı…ve iskeleye varıldı (memur hala yok..!). ![]()
İlk dans yapıldı, memur hala yok!
Ve sonunda nikah!
Sizlere de keyifli seyirler,
Serkan
Rumelifeneri’nde düğün öncesi çekimler…
Jul 9th
Herkese tekrar selam,
Düğün sezonu açıldıya, benim de yazılar malesef bu yöne kaydı.
Herşeyden önce, düğün öncesi çekim aslında neredeyse daha mantıklı demek istiyorum. Dilediğiniz mekan sizin, düğün mekanıyla sınırlı değilsiniz. Zaman sizin; bütün gün. Stres yok, muhabbet var…Daha ne istenir ki?
Bir de İstanbul o kadar güzel bir şehir ki, dilediğiniz konseptte çekim yapacak onlarca mekan var! Rumelifeneri’nde pek çekim yapmamıştım; Damla ile Batu’yu oraya davet ettim. (Tamam, evimize 5dk. mesafede olabilir; biraz da taraflı düşünmüş olabilirim ama güzel bir yer değil mi?).
Hava açık gibi görünse de, felaket bir rüzgar var. Tam tarif ettiğim gibi giyinmişlerdi, spor gelin-damat. İkisi de gayet motiveydi…ki benim için en önemlisi o. Çektiğim insanlar profesyonel model değil, pozu verdirmek yerine; havaya sokup küçük anlar yakalamak peşinde koşuyorum.
Bir taraftan da düğünlerine 2 hafta var, hasta etmek de istemiyorum. Devamlı üşüyor musun Damla ? diyorum, o da hep üşümüyorum diyor (sonunu bekleyin). Batu maşallah, ceket üstü palto ile dolaştığından ona hava hoş
Önce, Balıkçı limanındaki Medirek’e gittik, az daha Damla’yı ağlar arasında kaybediyorduk. Seneler önce orada Roke restoran vardı, Belediye yıktı (ama nedense Barınak denen ve bir kere gidip bir daha uğramadığım yer hala duruyor). Şimdi, Roke’nin eski sahibesi, derme çatma bir yer işletiyor…işi zor. Neyse, zor yolculuktan sonra oraya ulaştık ve çekimlere başladık. Bir kısmını mendirekte, bir kısmını da kalede çektik.
İnmesi çıkması zor derken, kareler benim içime sindi. Beğendiğiniz, ve beğenmediğiniz yönlerini söylerseniz çok sevinirim.
Sonrasında çekime, çok farklı çok eğlenceli bir yerde devam edecektik ki, Damla üşüdü
Biz de, yol üzerinde Coach’s restoranda guzel bir oğlen yemeği yedik, Batu’nun kesesine bereket.
Meraklısına:
Bu çekimlerde Nikon D700 kullandım, Lens olarak da daha çok 24-70mm ve 12-24mm; ve zaman zaman gökyüüzndeki maviliği yakalamak adına da Polarize kullandım. Photoshop efektleri kullanmadım.
Bir sonraki yazım, Damla- Batu düğün günü fotoğrafları ile ilgili.
Hoşçakalın,
Serkan
İstanbul Hyatt Regency’de keyifli bir düğün günü
Jul 1st
(Fotoğrafların büyük halleri için üzerine bir kere tıklayın).
Zaten hiçbir düğün keyifsiz olmasın diyerek başlayayım.
Düğünden sadece birkaç hafta önce tanıştık Gamze ve Memet ile. Lobi’de birer yeşil çay içtik, fotoğraflara bakıp neler yapabileceğimizi konuştuk. Rahatlardı, yani “rahatlardı”dan kastım; evleniyor olmak zaten yetiyordu onlara. Detaylar tabii ki önemli, fakat istedikleri tekşey, keyifli bir düğün ve güzel fotoğraflar.
Neyse, anlaştık ve düğün sabahı buluştuk, sonra hazırlıkların yapılacağı odaya geçtik. Gün biraz karışıktı açıkçası, önce Ataköy’de nikah ardından Hyatt’ta yemek ve eğlence. Ben mümkün olan her noktada bulunmak istedim, yorucuydu ama iyi kareler çıktı açıkçası. Benim gibi bir fotoğrafçı için iyi bir çekim “en iyiler” klasörüme fotoğraflar ekleyebildiğim çekimlerdir. Gerçekten o anlamda hem mutlu hem de tatmin oldum. (Örneğin, hareket edne arabanın içinde çekim hayal ederdim, her ne kadar gelin arabasının şöförü bizi, onu taciz eden adamlar zannedip, biz yaklaştıkça kaçsa da, çekebildim.)
Damadımız Memet, kapalı çarşıda bir dükkan işletiyor, aynı zamanda sattıkları halıların da üreticisi. HARİKA halı ve kilimleri var, mutlaka bir ziyaret edin ( www.dhoku.com ). Dükkana giderseniz, ve Fotoğrafçı Serkan’dan selam söylerseniz; indirim hakkında söz veremem ama bir kahve ısmarlayacağı kesin.
Gamze, içerde saç, makyaj, gelinlik derken yoğun bakım havasındayken, Memet kendine kuş sütünün eksik olduğu bir kahvaltı söyledi, beraber yedik. Genelde çekimlerin en zor yanlarından birisi de yemek (yani benim yemeklerim). Öyle zamansız oluyor ki, çoğu zaman yanımda sandviç vs. getiriyorum. Ama bu sefer, mükellef bir kahvaltıya düştüm tabiri caizse.
Arada gidip Gamze’nin hazırlıklarından bazı çekimler yaptım. Çok keyifliydi. Çünkü gamze de “Bridezilla” değildi; sakin sakin hatta eğlenceli…
Memet, kahvaltısını bitirince, özel günlerde yaptığını söylediği bir ziyarete beraber gitmeyi teklif etti, seve seve kabul ettim. hızlı bir git gel oldu, bir de arabanın benzin ışığı yanalı 20-30km olmuştu. Bir an damadı, elinde benzin bidonu ile hayal ettim. Memet için dehşet, Fotoğraf için harika bir an olurdu
Sağlıcakla ve zamanında döndük otele. Hazırlıklar da neredeyse bitmişti. Memet 2 dakikada hazırlandı zaten.
Sonra, yola koyulduk. Ben, başka bir araba takip ettim onları. Tek sorun, gelin arabasının şöförünün bizi tacizci zannedip gaza basması ve benim fotoğrafların çoğunun heba olması.
Nikah, Ataköy’deydi hızlı ve kalabalık geçti. (Tabii hızlı kısmını özellikle de Gamze’ye sormak lazım). Memet’te sağlam bir aile, eş, dost karması vardı. Şu komik andan bahsetmeden geçemeyeceğim. Memet, Gamze’ye ilk olarak “bu da benim yeğen” dediğinde, Gamze, Aileyle de yeni tanışıyor olmanın verdiğieyecan ve kibarlıkla çok ilgi gösterdi. Fakat, Memet’in Gamze’ye 13. yeğeni tanıştırdığı anı unutamıyorum
Dönüşte arabanın içinde geldim, iyi de yapmışım. Hem sohbet hem de çekimli bir yolculuk oldu. Otel’e vardığımızda, hemen karşıdaki İTÜ Taşkışla binasının önünde bazı kareler çektik. O an, damatları çekime motive etmek için daha çok çalışmam gerektiğini farkettim. Memet, en kötüsü değildi ama biraz zorlamadı değil
Sonrasında odaya gidildi, arkadaşlar odayı bastı. Sohbet muhabbet, gevşeme…
Düğün için aşağıya salona önce bir istek pozum vardı; tarif etmesi de güçtü ama kızlara kocaman bir BRAVO!. İlk başta bakışlar “bu adam ne yapıyor? iyi mi ettik bu adamı tutmakla” diye düşündüklerinden eminim. Ama boşver, kare harika çıktı.
Düğün de sade ve harika planlanmış bir organizasyondu. bunu Gamze’nin bu alandaki ciddi tecrübesine bağlıyorum.
Gamze ve Memet; size ömür boyu mutluluklar diliyor,
ziyaretçileri de diğer fotoğraflarla başbaşa bırakıyorum.
Serkan
Vakko Wedding’de Gelinlik Provası – Photo Latte (doğal düğün günü hikaye fotoğrafları)
Jun 30th
(Başlamadan Önce: Google’a “Vakko Wedding” yazınca, 2. sırada geldiğimi farkettim. Muhtemelen siz de aynı yolla yazıma geldiniz, hoşgeldinz:) Ben bir düğün fotoğrafçısıyım. Ama bilinenden biraz farklı, umarım yazı ve fotoğrafları beğenirsiniz. İrtibata geçmek için lütfen mail atın)
Düğün Günü Hikaye fotoğrafları için lütfen üsteki linkleri kullanın, yazıları da okumayı ihmal etmeyin; ilaç niyetine. Düğün için neleeer neler var.

Ilke ve Eral’ın Düğün günü Fotoğrafları için TIKLAYINIZ.
Merhabalar,
Bu yaz Kıbrıs’ta İlke ve Eral’ın düğün fotoğraflarını çekeceğim, güzel bir mekanda; bir golf resortta (Korineum). İyi bir kare yakalayınca çocuklar gibi sevinen benim gibi fotoğrafçılar için resmen bulunmaz bir fırsat. İlk defa bir Golf Resort’ta çekim yapacağım. İlk sorum, saçma da olsa, “sıcak mı oluyor?” du, ve cevabı tabii ki evetti.
Eğer mümkünse, çiftlerle önceden tanışma konusunda ısrarcı oluyorum. 5dk. önce tanıştığınız birisiyle ne kadar doğal pozlar çekebilirsiniz ki? Kaynaşma adına zaman zaman, düğün günü işerine de bulaştığım oluyor. Geline, damadın kardeşi ile beraber buketini yetiştirmek gibi
İşte bu çekimde onlardan biriydi. İlke, yakın arkadaşı, annesi ve kayınvalidesi, İstanbul’a ön hazırlıklar için gelmişlerdi. Bir tanışma kahvesi içecektik. Ben abartıp, provaya da gelmek istiyorum, dedim. İlke, şaşırsa da, hoşuna gitti. Beymen Cafe’de kahvemizi içtikten sonra hemen karşısında zennettiğimiz Vakko Weddings’e doğru yola koyulduk. Meğersem, Akaretler’deymiş!!! Bir panik havasından sonra (iyi ki yanlarındaymışım, bir taksi ayarladım, ben de peşlerinden) 5 dk. içinde oradaydık…
Vakko Weddings, haftalar öncesinden randevu ile çalışıyor. Öncelikle fotoğraf için izin aldık, ardından da makina’yı çıkartır çıkartmaz lafımızı yedik
“Lütfen, gelinlik başına tek kare” diye. Çok komik, evet çok şık gelinlikler var, çok özeller vs. ama hemen hepsi internette var ki? (Örneğin: Pronovias). Neyse, kısa süren fotoğrafçı alerjisi ardından, keyifli bir ortamda İlke ve beraberindekiler, kataloglara daldılar. Sonrasında da fotoğraf ile ilgili hiç sorun çıkmadı, teşekkürü bir borç bilirim.
Gerçekten harika tasarımlar! Her tür konsepte göre gelinlikler var. Fresh, Ağır, Kır, Açık hava, iç mekan, romantik, melankolik, enerjik vs. … İlke de zaten ve muhtemelen kendi konseptine uygun Pronovias gelinliği seçti. (Ben ayrıldığımda karar vermemişti daha) Bir de şöyle komik bir durum oldu: tarafsız tek kişi bendim
Gözler hep bana döndü. “Serkan Bey, siz çok gelin görmüşsünüzdür, ne dersiniz?”
Fakat, anladığım, ve hep söylediğim, Düğün ve Doğum işlerinde, mutlaka kalbinin sesini dinleyeceksin. Ne istiyorsan, içinden ne geliyorsa…zaten her tarafta uygun açılarda ayna var. İlke, kararlı ve sakindi (her gelin adayının öyle olduğunu sanmıyorum açıkçası). Hatta bazen, perdeyi açar açmaz “hayır” dediği oldu
Daha önce başka provalara da elimden geldiğince gittim; Vakko ailesi gerçekten profesyonel.
Bana ilginç gelen konulardan birisi de gelinlerin Pişti olma ihtimali. Açıkçası, o kadar para verip, defalarca provaya gidip bir gelinlik alıyorsun. Senden 1 hafta önce, aynı çevreden bir başka gelin aynı gelinliği alıyor. korkunç birşey. Ve bununla ilgili, özel designer tasarımlarda müşteri takibi de yapılıyormuş
Yani bu sene bunları kim aldı gibisinden. Neyseki, İlke’nin çevresinden 2 arkadaşı da Vakko’ya gelmiş, ama farklı modeller almışlar.
Katalogdan modeller beğeniliyor, tek tek deneniyor. Perde Açılıyor, gelinin ve konukların beğenisine sunuluyor.
Satış elemanı, çok uğraşıyor! Getir, giydir, düzelt, yorum yap, götür, vs. Bir de işin tadilat kısmı var. Yani gelinliği hadi bir yerden aldın ama Tadilatı kim yapacak o da çok önemli, değil mi?
İşin bir diğer yanı, siparişlerin en az 3 ay önceden veriliyor olması. İnanılır gibi değil. Resmen aylar öncesinden bir maraton başlıyor. Açıkçası benim bile Otelim ve Uçak biletlerim OK’lenmiş durumda.
Neyse, İlke ve ailesi ile tanıştım, çok iyi oldu. fotoğraflar keyifli olacak gibi. İlke güzel bir gelin adayı, mekan harika, daha ne isterim
!
Sırada, programı oluşturup, benim ön hazırlık için taleplerimi listeme zamanı. Golf Resort’un bahçesinde KOCAMAN bir ağaç var, onu ışıklarla süsletip, altında onların fotoğrafını çekmek istiyorum…
Çekim sonrası buluşmak üzere!
Serkan
Wedding Destination TURKEY (and your photographer)
Jun 16th
After many e-mails I got from couples I decided to write about your potential weddings in Turkey and your photographer.
Many of the Turkish brides say, that if they had a chance they would arrange a distant wedding, and only 100 people invited (max.) I can understand, weddings here can be frustrating in terms of getting ready, organizing people, place, transport etc.etc. It actually is not a community issue here. Mainly brides deal with ALL the stuff. The ONLY solution is a distant wedding, and WHY NOT TURKEY?
TURKEY IS GREAT, HOTELS are LUXURY (I have been to many world wide), GREAT FOOD, SEA, SUN SHINE, ENTERTAINMENT, EXOTIC…PEOPLE ARE FRIENDLY.
WEDDING FOR YOU, HOLIDAY FOR MATES and FAMILY.
However, in the oriental world, people are not precise, this is the culture here. If you say at 10:00 o’clock this means 09:30-10:30 in Turkey, and 08:00-14:00 in Egypt. So I would say have a Turkish friend
Prices: Bargain (but not exagurate and be gentle). You can easily find, flowerists, hair dressers, even costumes, invitations.
My experience with foreign couples has always been great fun. I tell them a lot about the traditions here (Like Brides Hammam, Groom’s Shave, Henna etc.) and they have a lot of fun!
Coming to photography, I am sure there are photographers around (like me) but also sure not many. If you ever wish to get married here and looking for a good photographer, just wrop me an e-mail; I will tell you much more than photography. And do not forget, the only thing left from your wedding is your partner and the photographs
People generally prefer to have their wedding in Istanbul, Bodrum, Antalya, Cyprus, Cesme…As a wedding photographer, I am OK to travel to those cities for your greatest moments.
Good Luck!
Serkan
My Photo gallery is at:
http://www.photo-latte.com/dugun fotograflari/index.html
e-mail: serkan@photo-latte.com
26 yıl sonra, nereden nereye…(Ankara Çukurhan Düğün günü)
Jun 13th
Erdoğan’la tanışmamız 26 yıl öncesine, İzmir’e dayanıyor. İzmir Büyük Dershane’nin mektupçu şubesinde anadolu lisesine hazıralnıyoruz, yaş 12
, cırt cırtlı ayakkabılar daha yeni gelmiş Barçın Spor’a…İkimizde kazanmışız aynı sınıfa düşmüşüz BAL’da. 7yıl’ı anlatırsam cilt cilt kitap olur. Üniversitemiz de aynıydı, sadece bölümler farklı. İstanbul’da ilk yılımızı da aynı evde geçirdik.
Şu “hayat ve tesadüfler” hep şaşırtıyor beni. 26 yıl sonra, Erdoğan’nın düğün fotoğraflarını çekmek gibi mesela. Erdoğan ve Zeynep düğün için, Ankara’nın en güzel mekanlarından birini seçmişti. Çukurhan Otel (Divan grubu işletiyor). Bildiğim kadarıyla Rahmi Koç’ın özel olarak ilgilendiği bir proje. Çukurhan Otel’e 16 Yaşından küçükler alınmıyor. Sebebini mekana girince anlıyorsunuz. Resmen yaşayan bri müze. Odalarda bile antika eserler var. Açık söylemem gerekirse, 100-150 kişilik düğünler için Türkiye’de daha iyi bir mekana rastlamadım.
“Rahat” ve “Sade”lik bu düğünün manşetine çok uyar bence. Herkes herşey konuşulduğu gibi ve zamanında hazır. Benim uçağım bile ilk kez zamanında kalkıyor. Otelde buluşuyoruz. Sağolsunlar bana Çukurhan Otel’in en iyi odalarından birisini ayırmışlar.
Erdoğan’nın damatlığı Vakko’dan; Zeynep’in gelinliği ise çok özel aylar içinde tamamlanmış ve tamamen elişi.
Hazırlıklara MOS Kuaför’de başlandı…Başlandığı gibi de bitti. Yanlış anlamayın, Erdoğan’ın rüzgar gibi geçen ve Zeynep’in “Ben bu adamla evlenmem
” saç stili kirizi dışında pek bir sorunumuz olmadı. Olay şöyle gelişti: Ben tecrübeliyim ya hani bir sürü düğün görmüşüm ya, Erdoğan’a “Abi onların en az 2-3 saati var hadi gidip bişeyler yiyelim” diyorum. 30dk sonra Zeynep arıyor “Ben hazırım” diye…”Nassııı yaniii”. Apar topar iniyoruz kuaföre. Sonuç, aşağıdaki manzara: Kızlar Hazır, Erdoğan’ın saçına yeni başlanıyor.
Erdoğan’ın gün boyu “bi çayımızı içemedik” modu da ayrı bir renk katmadı değil yani (Erdoğan’ın evinde çay, gün doğumuyla başlar, yatana kadar da kaynar).
Sonra hazırlıklara Çukurhan otel’de devam ediyoruz. Erdoğan Benim odamda hazırlanıyor. sohbet muhabet…
Erdoğan’ın bu kadar hızlı hazırlanacağını tahimn etmemiştim açıkçası. Papyonu takmak bana kısmet oldu. daha önce de, acil durumlarda damatların papyonunu takmışlığım var ama taktir edersinizki bu benim için çok anlamlıydı.
Zeynep de yan odada ablası Ayça ile keyifli bir hazırlık içindeydi. Stres de yok denecek kadar azdı diyebilirim.
Ve ikisinin de hazırlığı bitiyor…ilk karşılaşma!. Erdoğan’ı tanırım, bu kadar şaşırdığına nadiren tanık olmuşumdur. Zeynep’in gözündeki parıltıyı da tarif etmeme gerek yok, siz görün.
Hazırlıklar tamam (sayılır), sahne sırası bende…mekanı önceden gezmiş noktalar belirlemiştim. Önce Zeynep’le sonra da beraber çekimlere başladık.
Sonra Zeynep’in gazına gelip, Ankara Kaleiçi Çarşısında kısa bir tur attık, kısa ama keyifli bir turdu.
Çekimleri sağsalim bitirdik…Erdoğan’a da Zeynep’e de kooperasyonlarından dolayı çok çok teşekkür ederim.
Gecenin sonundan atlayamayacağım bir kareyle bitireyim…
Not: Torununun çocuğunu görebilme mertebesine ulaşabilmiş Erdoğan’ın saygıdeğer anneannesi’ne; şu an yüzyaşını aşmasına rağmen, seksenli yaşlarında İstanbul’daki öğrenciliğimin ilk yılında bize annelik yapan Halasına nice uzun sağlıklı ömürler diliyorum.
Sırada, herşey yolunda giderse Emine ve İmran’ı Pakistan’da çekmek var ![]()
Serkan
Gizem & Ferhat & Ağva…Retro “aşk” fotoğrafları
May 17th
Herkese Selam,
Diğer yazılarımda da , e-maillerimde de defalarca bahsettiğim bir konu var: Düğün günü hikaye fotoğrafları çekimi sırasında bazı güçlükler yaşanıyor; en büyük problem ise stress ve zamanlama…Bu sebeple, artık çiftlere konseptini beraber belirlediğimiz çift fotoğrafları öneriyorum. Kafam da o kadar konsept var ki
… Stres = yok, Zaman problemi = yok…izleyin siz karar verin. Hem bu kareler, düğün günü de bize çok faydalı oluyor; çekim artık keyifli ve muhabbetli oluyor.
Gizem ve Ferhat, iş yerinde tanışmışlar, anlaşmışlar, sevmişler ve evlenmeye karar vermişler. Aylar önce görüşmüş ve düğün için anlaşmıştık. Mayıs başı gibi gizem’in aklında bir ampul çakmış “RETROOO” benimkinde de flaş patladı, kendimizi Ağva’da bulduk.
Şimdi fotoğrafçılar kızacak, senin yüzünden yüzlerce kilometre gitmeye başladık diye ![]()
Gizem her türlü detayı düşünmüştü zaten, moda’ya olan merakı çok işe yaradı çekimlerde, hatta bazen benim taleplerime kibarca “hayır” mimikleri yaptı.
Ağva yolu harika, Şile otobanı bittikten sonra virajlarda bir terleme, bulantı başlıyor. Acaba sebebi, arabayı kullanan Ferhat mıydı diye düşünmüyor değilim, Ferhat’ın yüz ifadesi kalan kilometreleri gördükçe bozuluyordu…Açlık da cabası.
Ama helal olsun sana Ferhat, çok yoğun çalışmana rağmen birçok erkek için fotoğraf çektirmek “arıza” sebebiyken; onca yolu tepip harika kareler çektik beraber.
Mekana vardık: http://www.tranquilla.com.tr/
Bizi çok sıcak karşıladılar, hatta bir oda bile verdiler hazırlıklar için. Güzel bir kahvaltımızı yaptık, etrafı keşfettik ve çekimlere başladık.
Hava güzel, güneşli; ideal. Güneş olunca, şu yukarıdaki gibi “flare” kareleri çok seviyorum. Teknik olarak zor açıkçası, sabır istiyor.
Çekim iki parçadan oluşuyordu yeterince ısındıktan sonra RETRO kıyafetlerle tekrar sahneye çıktılar.
Aramızda bir ara marka esprisi döndü durdu, ben de bi şey yakalamayım Ferhat’ın çorabına kadar bulaştım
Belli ki Gizem’in parmağı var kreasyonlarda. Şekerine kadar gayet zevkli ve renkli.
Ha bir de sandal maceramız var tabii. Mekan Ağva olunca sandalsız olmaz…Bulunduğumuz noktanın karşısı da bize gayet iyi fon sağlıyordu. Hassas bir fotoğrafçı olarak en rahatsız olduğum konu “fon”. Ya bi petrol ofisi tabelası ya da kesin Coca Cola arkada bi yerlerde… Tek sorun fiber deniz bisikletleriydi. Ferhat’ın güçlü kolları sayesinde
kayığımızı devamlı doğru açıda tutmayı başardık.
Nedense bu fotoğraflara bakınca seneler sonrası aklıma geliyor, 20-30 yıl sonrası. Bugünleri ve beni hatırlama ihtimalleri.
Son olarak Gizem’in fotoğraflara ilk tepkisi:
“….Serkaaaan İnanamıyorum, hepsi harika!! Sen müthişsin kesinlikle ![]()
Tüm iş arkadaşlarımız fotoğraflara bayıldı. Birazdan aileme göndereceğim linki
O yorgunluğun üzerine bir de hızla çalışıp hepsini işlemişsin… Ne kadar teşekkür etsek azdır, çok çok mutlu ettin bizi
İyi ki o kadar yol tepip Ağva’ya kadar gitmişiz diyorum şimdi
Ellerine sağlık… Çok öpüyoruz seni! …”
Not: Bu kolaj tarzını beğendim, albümlerde de bu sadelikte kullanmayı düşünüyorum. Ne dersiniz?
Kıyafetler:
FERHAT:
pardon az önce annemden Facebook sayfasına güzel bir yorum geldi:
“Nevin Durmusoglu harika şeyler bizim zamanımızda armut gibi sıralarlardı bizi fotoraf çekerken .siz gençler çığır açıyorsunuz .ellerinize sağlık.”
Serkan
Perfect Wedding dergisiyle, keyifli röportajım:
Apr 8th
Mart ortasıydı, bir telefon : hemen bir röpörtaj!
Sorular keyifli, biraz da tuzak. Ya ben bu işi gerçekten "sunduğum paketler…"kıvamında yapmıyorum, yapmak istemiyorum. Düğün denince tabii herşey paket. Yemesi içmesi, odası, kıyafeti, balayı herşey…Fotoğraf da çoğu zaman paketin içinde aslında. Doğal olarak herkes eline kaç poz geçecek, albüm nasıl olacak? vs. merak ediyor, hepsinin tabii ki cevabı var ama "paket" olarak değil. Güzel bir kahve içeriz (bu aralar az şekerli), tanışırız herşeyi konuşuruz. Ya da şöyle söyleyeyim; "bu 500 kare, diğeri 700 kare" veriyormuş bir ölçü kriteri değil ki, haksız mıyım? Düğünden bazen 1 kare yetiyor, 1 kare. Ben şimdi niye gaza geldim ki akşam akşam
Bu röportajı yapan, bana 2 sayfa yer ayıran Perfect Wedding Dergisine ve müge Hanım’a çok teşekkür ederim. Bir de fotoğraf yarışması önerim oldu, hem dergiye hem de sektöre çok katkısı olacağından eminim.
Madem reklamımı yapmışlar ben de yapayım:) Dergiyi www.emecmua.com ‘dan 10TL yerine e-dergi olarak 5TL’ye alabiliyorsunuz.
"Dream On" diye ilginç bir dergiyle de röportaj yaptım, yayınlanır yayınlanmaz onu da ekleyeceğim.
Serkan
