Düğün Fotoğrafları
Alev & Alex Bodrum’da bir yaz düğünü/ Summer wedding in Bodrum Turkey
Nov 15th
Genelde çalışacağım (yok çalışmak olmadı, tanışacağım) çiftlerin önceden fotoğraflarını istiyorum. Bir nevi sanal tanışma gibi, görsel olarak hazırlıyorum kendimi. Alex ve Alev’in karelerini görünce kendimi x2 şanslı hissettim. Bu sene Sonia & Charles’dan sonra 2. çift ![]()
Gene her zamanki nezaketleriyle, Otel, araç, günün takvimi harika bir şekilde organize edilmişti. Özellikle Alex’e de tam destek vermesi konusunda “kesin” görev verilmişti. tekrar teşekkürler Alex.
Alev ve Alex Belçika’da yaşıyorlar. Buraya kadar biraz ilginç ama alışıldık. Fakat, Alex’in annesi Rus ve babası Angola’lı, Belçika’da yaşayıp bir Türk’le evleniyor…Halay da çekiyor, harmandalı da. ama en sağlam reggae yapıyor!
Egeliyim ama İstanbul’a iyice alışmışım anlaşılan. 17 Eylül’de serin olabilir diye düşünmüştüm; 36 derece gösteriyordu araba
Yanımda o kadar çok malzeme taşıyorum ki, bazen bir şort, mayo bile fazla olabiliyor. Mayom yoktu ama şortum vardı allahtan.
Hazırlıklarla başladık güne, aşağıdaki kareler de “poz” değil, Alex gerçekten kravatı bağlamaya çalışıyordu, daha doğrusu benim bağladığım kravatın boyunu ayarlıyordu ![]()
Hazırlıktan bir sürü kare var, o günü yaşayan için özel kareler; ama burada tekrarlardan kaçınmaya çalışıyorum.
Herşey yolunda gibi giderken, “zaman” denen şey tıkır tıkırdan öte hızla ilerliyordu, Alev, saati her sorduğunda yarım saat geçmiş oluyordu. Çiftler bilir, en çok uyardığım konu gün ile ilgili “zaman ayarlaması”. %95 şaşar!!! Aklımızda, bodrumun dar sokaklarında çekimler yapmak gibi romantik fikirler vardı. ve inanmazsınız çekim için sadece 45dakikamız kalmıştı. ÇOK ÇOK şanslıyız ki, değirmenler otele tam 2 dakika uzaklıktaydı. Gittik, çektik!
Umarım beğendiniz. Açık konuşayım, megalomanlık gibi gelmesin, beni de heyecanlandırdı.
Haaa, bir de bu romantik romantik kareleri çekmek için ne hallere girdik (Hadi ben sorun değil de, özellikle Alev) bi bilseniz, özel desteği için karedeki akrabaları Ramazan’a teşekkürler.
Alev ve Alex’e sonsuz teşekkürler. Onları bu yazın en cesur çifti ilan ediyorum!
Sonia & Charles @ The House Hotel Bosphorus Ortaköy
Sep 29th
Herkese selam,
Ekim’de kafa izni verdim kendime![]()
Bu yazın düğün işleri bittikçe ben de yavaş yavaş Blog’a yazılar eklemeye başlayacağım.
Sıradaki çiftimiz Sonia & Charles. Hikayeleri bir yana, The House Hotel Bosphorus’un ilk resmi düğününü/nikahını gerçekleştirdiler. E ben de o mekanın ilk fotoğrafçısı oldum ![]()
![]()
Çekimlere hazırlıklar öncesi, Ortaköy’de ısınma turlarıyla başladık.
“Isınma çekimleri” çok çok önemli, eğer vakit ve nakit varsa tabii. Çünkü, gelinlik ve damatlık giyindikten sonra öyle bir ağırlık ve stres çöküyor ki, bi de kameraya ısınmayla uğraşmak; zaman zaman zorlayabiliyor. Fakat, görüldüğü gibi Sonia da , Charles da; ısınık gelmişler ![]()
Pek göstermiyorlar, fakat her ikisi de Amerikan Ordusu’nda asker, rütbeli falan yani
Çalıştıkları bölgeye en yakın, adam gibi evlenilecek İstanbul’u bulmuşlar; ne de iyi etmişler.
Tabii ki ardından hazırlıklar:
Bir noktayı belirtmem lazım, Charles’ın elindeki meşhur Arslan sütümüzü ben vermedim, güneş batmadan içmek adetim değildir![]()
Fakat ilginç olan, Charles’ın bizim sokak damak zevkimize hayran olması. Yani inanmayacaksınız; adam işkembeden, midyeye; kokoreçten, lokmaya herşeyi biliyor ve seviyor.
Charles Rakısını alıp ortaköy manzarasına doğru içerken, Sonia da, hazırlıklara devam etti.
ve klasik, Charles da son 5dk. kala hazırlıklarına başladı ![]()
Ve çiftimiz HAZIR!
Buradan The House Hotel yönetimine çok teşekkür etmek istiyorum, harika kareler için bize geceliği binlerce Euro olan Kral Dairesi’ini açtılar!
ve Törenden bir kare:
Ha, unutmadan, malesef törene sevdiklerinden katılabilen olmadı. Hayatımda çektiğim en Sakin ve bir o kadar keyifli günlerden birisydi.
Herşey bittikten sonraki “rahatlama”yı siz de görebiliyor musunuz? ![]()
Teşekkürler Sonia & Charles,
Serkan
Photo Latte Facebook sayfası çok daha hızlı güncelleniyor, Yazısı yazılmamış birçok düğünden kareleri görebilirsiniz,
photo latte facebook shortlink: http://goo.gl/egzow
Bir Röportaj daha… DreamOn
Apr 12th
Herkese tekrar selam,
Beni sevdiler herhalde
Marta Stewart Wedding ile de görüştük.
DreamOn dergisiyle yaptığımız röpörtaj…Konu röportaj olunca, yazıya pek gerek kalmıyor.
Kolajı çok güzel yapmışlar
Çağnur Hanım’a teşekkürler!
Perfect Wedding dergisiyle, keyifli röportajım:
Apr 8th
Mart ortasıydı, bir telefon : hemen bir röpörtaj!
Sorular keyifli, biraz da tuzak. Ya ben bu işi gerçekten "sunduğum paketler…"kıvamında yapmıyorum, yapmak istemiyorum. Düğün denince tabii herşey paket. Yemesi içmesi, odası, kıyafeti, balayı herşey…Fotoğraf da çoğu zaman paketin içinde aslında. Doğal olarak herkes eline kaç poz geçecek, albüm nasıl olacak? vs. merak ediyor, hepsinin tabii ki cevabı var ama "paket" olarak değil. Güzel bir kahve içeriz (bu aralar az şekerli), tanışırız herşeyi konuşuruz. Ya da şöyle söyleyeyim; "bu 500 kare, diğeri 700 kare" veriyormuş bir ölçü kriteri değil ki, haksız mıyım? Düğünden bazen 1 kare yetiyor, 1 kare. Ben şimdi niye gaza geldim ki akşam akşam
Bu röportajı yapan, bana 2 sayfa yer ayıran Perfect Wedding Dergisine ve müge Hanım’a çok teşekkür ederim. Bir de fotoğraf yarışması önerim oldu, hem dergiye hem de sektöre çok katkısı olacağından eminim.
Madem reklamımı yapmışlar ben de yapayım:) Dergiyi www.emecmua.com ‘dan 10TL yerine e-dergi olarak 5TL’ye alabiliyorsunuz.
"Dream On" diye ilginç bir dergiyle de röportaj yaptım, yayınlanır yayınlanmaz onu da ekleyeceğim.
Serkan
Karla başlayıp kızgın güneşle biten düğün hikayesi ve fotoğrafları
Apr 5th
Herkese selam,
Epey Zaman oldu değil mi? Yukarıdaki fotoğraf Elif ve Erinç’e de sürpriz olacak, haberleri yoktu.
Düğünden birkaç gün önce, İstanbul, 2011 kışının en soğuk ve karlı günlerini geçirdi. Bir sohbet sırasında, Elif’in annesi, “aslında kışın yapacaklardı, ama kar yağar diye Mart’a aldılar” dedi
Allahtan Düğün günü kar yağmadı, hatta güneşliydi.
Güne boğazda güzel bir kahvaltıyla başladım, keyfim yerindeydi. Sabah hazırlıklarla başladık, her zamanki gibi. Zaman zaman hazırlıkları çekmeye gerek yok gibi talepler geliyor. Konu, bütçe ise, söylenecek birşey yok, fakat hazırlıklar, sadece giyinme makyaj falan değil ki. Odaya giren çıkan oluyor, uzaktan bir arkadaş sürpriz, bazen stres bazen şamata. Düğün hazırlık fotoğrafları = doğal fotoğraflar demek.
Örneğin:
Bu Karede, Erinç, Elif’e Makyaj konusunda inanılmaz gaz verip (pardon moral diyelim), konuyla ilgili bütün soru işaretlerini ortadan kaldırıyor. Şimdi, çekmeye değmez mi:)
Ya da;
Elif ve kardeşinin boş vakitlerdeki dans provaları
Ve daha birçok an…
Neyse, konumuza dönelim. Bu dans provası sonrası, hafif şaşkınlıkla beraber, ilginç bir “ilk dans” olacağından emindim, ve kesinlikle öyle oldu. Garsonlar bile konuşuyordu dansı.
Tabii her zamanki gibi Kuaför ve Makyöz geciktiler. Güneşin 5:30 gibi battığını düşünürsek, ışık ile ilgili zorlanmadık dersem yalan olur. Aslında Polat’ın önündeki sahilde çekmek vardı ama olmadı işte.
Hazırlık aşamasında, “parlatıcı süreceğiz” diyip duran makyöz, sonra parlatıcıyı bir güzel sattı…Gol 1.
Elif’in, o kadar uyarmasına rağmen, bir türlü zamanında yetiştiremiyorlar. Neyse ki, sonuç iyiydi, yani saç ve makyaj!
Sağsalim kuaförden çıkıyoruz. Erinç’le Polat Otel’de buluşuyoruz. Hazırlık yapılacak odaya doğru giderken; düğüne özel Murphy kurallarından birisi başımıza geliyor. Hazırlık için 3 oda var, ama kızlar, erkekler, ve Elif’lerin odası birbirine karışmış. Birisinin kıyafeti diğer odada, diğerinki öbüründe…Tam hazırlanırken Elif içerden bağırıyor; “Eriiiiinç, koş erkeklerin odasından makyaj çantamı al!” diye. Sonra, kızlar kapıda “girebilir miyiiiiz?”. Bendeki paranoyayı düşünün, habire kapıları çalıp, aman yanlış bişey yapmayayım diye
Erinç “mümkün olduğunca” sakin hazırlığa başlıyor. Birkaç artistik kare geliyor.
Tabii utanmadan soruyorum, “şey acaba sakal…” lafımı bitirmeden, Elif giriyor söze, “Ben, Erinç’i hiç traşlı görmedim ki”
. Bence de böyle daha iyi.
Yukarıdaki ilk fotoğraftaki güneşin 10-15 dk. içinde batacak olması beni çok tedirgin ediyordu, en azından bi 10dk. aşağıya inebilsek? Haaaa bi dakika, bi dakika bu günün bombasından bahsetmek isterim.
Zaten kalmış 10-15 dakikamız; birileri (kim olduğu önemli değil) bize otelin en üst katında “HARİKA !!!” bir çekim alanı olduğundan bahsetti, “MUTLAKA..!!!” oraya çıkmamız gerektiği söylendi.
Üst kata çıkmak için bizi delirten bir muamele var, özel kartla ancak çıkılıyor. Hani özel kart falan, zannedersin Kral dairesine çıkıyoruz. Çıktık, görmemiz ve (keşke çekseydim) ve koşarak kaçmamız bir oldu. Duvarda bi ayna, birkaç koltuk, ne manzara ne bişey…Şaka gibi.
Güneş battıkça hava da soğuyor, gerçekten son 3-5 dakikamız. Erinç ve Elif allahtan keyifli. İniyoruz bahçeye.
(Nerde Elif’lerin Pozlu kareleri diyenlere, çoğunu Blog’da yayınlamıyorum).
BEnim favori karelerimden birisi de aşağıdaki.
Bu yazıyı da çok uzattım, epeydir yazmadığım için olsa gerek
Son olarak, belirtmeden geçemeyeceğim harika bir ilk dans.
“Love and Marriage” ile başladılar, ardından birden sahneye arkadaşları doluşuyor, müthiş bir kareografi…Bizim düğünlerde eşine az rastlanan özenli bir karşılama.
Bana bıraksanız daha da yazacağım ama, vakit geceyarısını geçti; benim laptop balkabağına dönüşmeden sizi seçtiğim birkaç kareyle daha başbaşa bırakayım.
Elif ve Erinç’e Ömür boyu mutluluklar.
Gelinlik: Akay
Gelin Ayakkabısı: Divan
Damatlık: Pierre Cardin
Balayı : Seyşeller (wow)…Dalma tutkusu olan, düğün gecesi güzel bir dalış takımı alab bir çiftin; Çeşme’ye gitmesini beklemezdik zaten
Serkan
Yanlış anlamayın, kareyi Elif’ler balayından, Seyşellerden gönderdi;
Hikaye fotoğrafçılığı diyorsak o kadar da değil
Divan Kurucesme’de sade bir düğün ve benim Hayalimdeki düğün fotoğrafı!
Dec 27th
Heeerkese selam,
Epey oldu yazmayalı.
Bir düğünün hikayesi yoksa; ve karelerde tekrar varsa pek yazasım gelmiyor. Ama bu seferki farklı. Bir diğer konu da, benim 3 yıldır çekmeyi hedeflediğim, ama uygun bir çift/an bulamadığım kare…Yazının sonunda.
-fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayın. İzinsiz kimsenin yazısını ya da fotoğrafını yayınlamıyorum, korkmayın:)
Öncelikle işin en başını aktarayım. Demet, internette her medeni gelin adayı gibi iyi bir fotoğrafçı arıyor; beni buluyor ve kareleri çok beğeniyor. Koray’a iletiyor…ve Koray’dan gelen ilk tepki: "Aaa bu bizim Serkan..!" Koray’la BAL’dan aynı dönemiz, hatta ortaokul atletizm takımındaydık. 4x100m’de madalyamız bile var. Hey gidi günler heey!. Aradan 20 yıla yakın süre geçmiş; o neler neler; ben neler neler yaşamışım ve ardından bu harika tesadüf.
Ne yalan söyleyeyim, ilk kez bir arkadaşımı profesyonel olarak çekecektim. "Arkadaş çekmek" keyifli gibi görünse de, biraz da stressli açıkçası; sorumluluk büyük
Neyse ki, Koray da Demet de, hem çok rahat, hem de çok kooperatifti.
Unutmadan, daha ilginç bir tesadüfü de belirtmeden geçemeyeceğim. Aynı atletizm takımından 2 kişi daha önümüzdeki aylarda evleniyor, umarım hayra alamettir
Koray ve Demet ile, haftalar önce buluşmak istememize, onlarca mesaja rağmen düğünden 1 hafta önce Kanyon’da buluşabildik. Fotoğraf dışında birçok tecrübemi de paylaşmıştım. Ve hazırlıkları çekmek için düğün günü evlerinin önüne geldiğimde; Demet yalnız başına kuaföre gitmeye çalışıyordu (Koray ortalarda yok, pek de olacak gibi değildi).
Demet, makul, planlı ve bu düğün işini gönlünce ama abartmadan yaşamak isteyen "ideal" gelin bana göre
Koray da annesiyle kuaföre ulaştı, İlk kez Kuaför’de "geyik" yapabileceğim bir arkadaşım oldu. Genelde bi süre sonra sıkılıyorum; yani bir erkek kuaförüne giden bir bayanın düşünün; onun gibi. Bazı bayanlar, elimde kamerayı görünce, iyice uzak durmak istiyorlar. Görüntülenmek istedikleri son yer kuaför
İlk girdiğimde, burada nerde çekim yapacağım kaygım vardı ama bir köşe vardı ki, durumu orası kurtardı (iplerin sarktığı kare). Kuaförde çekimin en zor yanı, etrafta bir sürü fotoğrafa girmesini istemediğiniz şeylerin olması. Nescafe makinası, sigara içilmez yazısı, fondaki pedikür vs.
Çift’le bizzat Trinity’nin sahibi Özcan Çolak ilgilendi, Kanoyn’da da yerleri var Trio. Hatta, Koray’ın saçını bile o yaptı. Koray, bir ara, yapılan muamelelerden olacak, dehşet içindeydi ama; düğünde en çok konuşulan saçı ve ayakkabısıydı (Ben de alacağım, Sarar’dan almış, inşallah Rugan olmayanı da vardır). Tabii, Demet’in ayakkabısı düğünden sonra da konuşulacak gibi
Demetin rahatlığını şöyle anlatmak isterim:Duvağı 4 kere mi hatırlattım bilemiyorum
Bu arada, planda "Topkapı Sarayı"na gitmek de var(dı). Ben üzülmesinler diye söylemedim ama bir gece önce 1′lere kadar Topkapı sarayını araştırdım, nerede neler çekebilirim diye; notlar falan aldım. Ama yapacak birşey yok, hava o kadar bozuktu ki…
Hazırlıklar bitti, Koraylara gittik. Evde Demet’in annesinden harika zeytinyağlılar.
Detaylar:
Bu yüzük detayları bugüne kadar çektiğim en ilginç yüzük karelerinden birisiydi. Görür görmez, "bunlar bana lazım diyip" kaçırdım. Fotoğraflar, Demet’in anne ve babasının nikah töreninden.
Sıra evdeki hazırlıklara geldi.
Gelinlik, Vakko Wedding – Pronovias’tı ve harikaydı. Gerçekten harikaydı, yazılarımdan beni tanımışsınızdır; samimiyim.
Hava kötü dışarı çıkamadık, tek umudum açıkçası "mekan"dı. Divan Kuruçeşme’ye Internet’ten baktım, fena görünmüyordu; fakat çekim hayal ettiğim kocaman girişte 10 tane çelenk!!! Bittiğim an. Özellikle Divan Kuruçeşme’d eçekilmiş karelere bakmaya çalıştım; fakat ilham verici pek birşeye rastlamadım.
Meşhur mekanlarda, o kadar para verilmesine rağmen İstanbul’un telaşını, kargaşasını aynen yaşatıyor insana. Koray’ların düğünden önce, ve aynı anda mekandaki diğer salonlarda 3 etkinlik daha vardı. Hatta bizim oda doluydu geldiğimizde.
Başta Demet’i, hiçbir stres yaratmadığı için kutluyorum; ben olsam, erkek halimle arıza çıkartmıştım, kesin.
Divan’daki salon, küçük ama çok şıktı. Yanılmıyorsam adı "Antik salon". Eski bir bizans limanına ait. Şıklığın büyük bir kısmı da aslında Demet’in elinden…Harika şamdanlar, küçük saksılarda orkide’ler…
Benim için en önemli konu; doku ve ışık. Burada ikisi de vardı:
Bu arada, Koray da "ben hiç fotojenik değilim, fotoğraf çektiremem" damatlardan.
Sonrasında mekan temsilcilerinden fırçamızı yiyip, odamıza çekildik. Arkadaşlar, ve özellikle jack; Jack Daniels, herkes yumuşattı:)
Ben tabii, kpır kıpırım…İçin içim yiyor. Çünkü girişte bir kavşak var; ve o soğukta Koray ve Demet’in Yolun tam ortasına çıkıp, bana poz vermelerini isteyeceğim. Pozdan da emin değilim, zor bir poz. Yani işin içinde çift olmasa, hiç sorun değil ama…Jack’in çok yardımı oldu gibi. Demet neredeyse koşarak geldi çekime…Ve başta dediğim 3 yıldır beklediğim shot!
Bu poz için, sağdan ve soldan aynı anda araç geçmesi; Korayların da hiç hareket etmemeleri gerekiyor. İster inanın ister inanmayın; Resmen hiç araç geçmez oldu! En sonunda, bir Halk otobüsü ufukta göründü. Hayatımda hiç halk otobüsü görünce bu kadar sevineceğimi sanmazdım
)
Koray, Demet; Size kocaman teşekkürler & ömür boyu mutluluklar!
Serkan
Q3 – WPJA Fotoğraf Yarışması – (benim seçtiklerim)
Oct 27th
Herkese yeniden merhaba,
Önümüzdeki yaz, fotoğraf açısından çok yoğun geçecek gibi, Küba’ya gitmek gibi bir planımız vardı ama Ada’ya bile zor gideceğiz gibi görünüyor.
WPJA, Wedding Photo Journalism Association’dan geliyor. Dünya’nın en prestijli düğün footğrafçıları derneği (yoğunlukla doğal çekenler ile ilgili). Türkiye’den 3 yıldır TEK üye benim. En iyi ben olduğum için değil, ama insanların yıllık 300$ aidat ödemedikleri, gereksiz buldukları için. Fakat, yabancıların başarısının altında ne var biliyor musunuz? => kominite olabilmek, bilgileri paylaşmak, paslaşmak, haberdar etmek, haberdar olmak! Ha bir de öğrenmeye açık olmak, 100 bin’in üzerinde kare çekmiş olsan bile. (www.wpja.com)
Bu işin en keyifli yanı, bütün yaz çekimleri bittikten sonra; yarışma için fotoğraf seçmek. keyifli ve sancılı. Benim sevdiklerim, çiftlerin favorileri ve jurinin bakış açısı.
Ben seçim yaparken, daha çok “fotoğraf” açısından bakıyorum; yani, çift nasıl çıkmış vs. çok da dikkat etmiyorum. Önemli olan “duygu”, “o an”, “estetik” gibi kavramlar.
Bir de, malesef, yarışma Amerikan olduğu için, kategoriler beni zorluyor. “kiliseden çıkış”, “kadeh kaldırma”, “Maids”, “Best man” vs.vs. Bizde aslında, nikah memurunun olayı ve pasta kesmek dışında pek törensel geçen bişey yok, bu da beni çok zorluyor. Bu seferki kategoriler, “hazırlık, yüzük detayları, tören, doğal ışık, yansımalar, vendorlar, pasta, ve gelin arabası” (diğerleri beni ilgilendirmiyor zaten
Bir de, “o an”ları yakalayabilmek için düğünde olmak gerekiyor, ve bazı mekanların dışarıdan fotoğrafçı almaması gibi absürd bir durum var. İnatla diyorum, grup ve masa fotoğrafı çekmiyorum, “o an”ları yakalamaya çalışıyorum diye ama …
Neyse gelelim fotoğraflara…5 Hakkım var, hangilerini seçmeliyim?
Yorumları bekliyorum!
Bana şans dileyin & Hoşçakalın,
Serkan
istanbul boğazı’nda eğlenceli bir çift
Sep 29th
(Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayın).
Genelde çekim öncesi, eğer mekan uygun değilse (ya da izin verilmiyorsa) çiftlerle “mekan seçimi” konusunda uzun uzun düşünürüz. Tabii düğünlerin yazın ve, haftasonları olduğunu düşünürseniz (ve bir an Cumartesi Pazar, Yıldızparkı, Emirgan Parkı, çeşitli beach’lerin, sahil trafiğinin halini de eklerseniz) seçim yapmak çok zor oluyor.
Selen’in seçimi doğal ortam yerine, daha çok eski arnavut kaldırımlı ara sokaklar oldu, iyi ki de olmuş; yer ararken çok güzel (gizli) bir ara sokak bulduk. Vallahi kimseye söylemeyeceğim; cılkı çıkıyor sonra).
Neyse hazırlıklara Kanoyn’daki Harvey Nichols’ın kuaföründe başladık. Çok kibarlardı (yanlış anlamayın “kibar” demek istemedim). Kahvemizi içtik, hazırlıklar başladı. En iyi kuaförde bile, en kızdığım şey fonda “BUARADA SİGARA İÇMEK YASAKTIR, CEZASI…” yazısı. Allahtan burada yoktu, sonra uğraş dur photoshop’ta. Çok fotojenik bir kuaför; ortam şahane. Elemanlarda da ciddi bir mütevazılık var.
O kadar keyifli olunca, ben de farklı kareler için şahin gibi ortalıkta dolanmaya başladım. Ve, bu senenin en iyi 10 listesine giecek kareyi yakaladım. Ben tabii fotoğrafçılık açısından bakıyorum, Selen ne düşünür bilmiyorum
Orkideler, çok başarılı yerleştirildi.
Ardından makyaj,
Hazırlıklar tamamlanınca, Selen’lerin evine doğru yola çıktık.
Ev tam bir curcuna, süper bi ortam. Ortalıkta arkadaşlar olunca, harika oluyor.
Hem eğlenceli hem de fotograflar için süper…
Ama bazı standart kareler için de zor oluyor. Otel odası olunca nispeten daha rahat oluyor.
Evlerde, arkada ütü masası vs.
zorlanabiliyorum. Neyse Selen’lerde öyle olmadı.
Kıvanç’ın hazırlığı da zor olmadı; tabii gene bir papyon krizi oldu ama; inanın OLMAYAN düğün yok
Artık baştan uyarıyorum, papyon provası yapın diye. Bu arada tavsiyem Papyon’u Hugo Boss’tan almanız. Hugo Boss’taki damatlık aksesuarları da görmeye değer. Koca Beymen, papyona SARI metal takmış, çok sırıtıyor; fakat Hogu Boss’un metali siyah mattı; ve üzerinde beden ölçüleri vardı!
Hazırlıklar sonrası, “gizli mekan”a gidildi ve arkadaşlarla keyifli çekimler yaptık.
Tabii gene düğün çekimi için, takıldık Kalender’in fotoğrafçısına.
Adamlar, ilk dansa bile izin vermiyorlar; çekim sonrası ayrıldık.
Onlar düğüne, ben evime
Selen ve Kıvanç’a ömür boyu mutluluklar!
Serkan
Eski Urla’da ve Yorgo Seferis’in Otel evinde Düğün günü çekimleri
Aug 10th
Herkese Selam,
Bu yaz, çekimler; ve çekimler arası tatil derken Blog’u biraz aksattım, kusura bakmayın. bir diğer güzel konu da, Blog’umun artık fotoğrafçılar tarafından da takip ediliyor olması, ne mutlu bana.
Bu yazki keyifli çekimlerden birisini, Zeynep ve Onur’un çekimlerini İzmir-Urla arası yaptık. Daha doğrusu düğün gününü beraber yaşadık. Zeynep ve Onur Belçika’da yaşıyorlar; çok büyük bir tesadüf eseri, konser için gittiğimiz bu yaz, az daha Belçika’da buluşuyorduk; kısmet olmadı.
Tatilimizi ona göre planlamıştık; Efe dedesini özlemişti; Kuşadası’ndaydık. Sabah erkenden Kuşadası’ndan yola çıktım. Dildade Börek’te peynirli börek ve Koruk suyu’nu yanıma alarak keyifli bir yolculukla başladı gün.
Kuaförde buluştuk ve hazırlıklar başladı.
Hazırlık aşaması keyifliydi. Zaten arkadaş, akraba çok olunca ortam çok şenlikli oluyor.
Onur’un kuaförü de yan tarafta; ben bir oraya bir buraya…Kuaför’de play station??? “Bu ne” dedim, eleman, “hastası çok” dedi. Meğersem kendisi hastasıymış. Bir oyun kahramanının dövmesini ayağına yaptırmış. Onur da az meraklı değil; traş boyunca “o oyunun orasını nasıl geçtin? bunun yenisi çıkacak” muhabbeti bitmek bilmedi. Bu arada Onur’a da full muamele. Masajından buhar banyosuna kadar…Bu arada Malatya’da askerlik yapan abisi de katıldı curcunaya. Hazırlık kısmını daha da uzatmayayım. Kuaförden önlerine gelen herkese mecburen bahşiş vererek ayrıldılar. Hem yerleşmek hem de ilk kareleri çekmek için ilk durak Crown Plaza İzmir’di.
Unuttum, Onur sağlam bir metalci ! Yüzük detayları da ona göre oldu tabii. Neyse, o sırada yurtdışından bir arkadaşlarının gönderdiği hediyeyi açtılar…Herkes şokta!
Bir post. Evirdik çevirdik; açıkçası bir anlam veremedik. En sonunda, gönderilen yerde (Norveç’ti yanılmıyorsam) bunun çok önemli bir düğün hediyesi olduğu kararına vardık. Bir süre sonra, hepimiz posta ısınmış; post, günün bir parçası olmuştı. Nasıl yapmışlarsa, yumuşacıktı. Onur, nerden buluruz bundan bir tane daha
)
Crown Plaza sonrası, Onur’ların evde biraz soluklanma ve Urla’ya yolculuk.
Urla’da ilk durak Nobel ödüllü yazar Yorgo Seferis’in eviydi. Harika bir yer. Aynı zamanda otel. ( http://www.yorgoseferis.com/ ) Önünden geçmenizi, bir kahve içmenizi tavsiye ederim. Fotoğraf çekimleri için önceden izin almıştım; bize ÇOK yardımcı oldular. Buradan onlara çok çok teşekkür ederim.
Sonrasındaçıktık sokağa…Bu kadar kalabalık bir ekip olunca, çekimler de eğlenceli geçti.
Kızlar erkekler arasında da ciddi bir rekabet başladı…
Son olarak, Oğlanlar, Zeynep’i kaldırarak poz verdi; benim de son sözüm “Şimdi herkes ellerini bıraksın” deyince; koptuk!
Ve artık bir standart olan grup fotoğraflarından çektik.
Ekibe de yaratcılıklarından dolayı çok teşekkür ederim, buraya eklemediğim onlarca kare var!
Sonraki durak, Düğün mekanı ve tekne. Zeynep ve Onur, mekana tekne ile geleceklerdi.
Tekneye güzel ve soğuk bir araçla gittik, o sıcakta limonata gibi geldi gerçekten. tekneye bindik, ve Onur nikah Memurunu aradı, Onur’un aniden değişen yüz ifadesinden aynen şunu okudum ” Ne düğünü, bugün düğün mü var?” “memur birden uyanıyor ve neredeyse “tamam pijamaları çıkartıp, traş olup geliyorum, 15 dakikaya”. Yarım saat sonra bile memur ortada yok, haber de yoktu.
Tekne yola çıktı, sahil selamlanıp alkışlar toplandı…ve iskeleye varıldı (memur hala yok..!). ![]()
İlk dans yapıldı, memur hala yok!
Ve sonunda nikah!
Sizlere de keyifli seyirler,
Serkan
Ilke ve Eral’ın “yeşil” düğünü (Kıbrıs Korineum ’da düğün günü ve fotoğrafları)
Jul 9th
(Fotoğrafların büyük hali için üzerine tıklayın, photo latte fotoğraflar için: www.photo-latte.com)
Favori fotoğrafımla başlayayım:
Cumartesi sabahı 4:30′da kalkıp, sessizce evden çıktım.
Ilke’nin bana verdiği çok önemli bir görev vardı: Havalimanında orkestra bulunacak, sağda solda uyuya kalmışlarsa uyandırılacaklar. Çünkü bir gece önce de çalmışlar. Düğün öyle birşey ki, istediğiniz kadar planlayın; mutlaka bişeyler ters gidebiliyor; çünkü "insan"larla berabersiniz malesef. Bazen yolda kalan bir gelin arabası, ya da hiiiiç beklenmedik tarzda bir buket; bazen nikahı terkeden kayınvalide…(based on true stories).
Neyse, fellik fellik dolanırken elinde flüt çantası ile birisini gördüm; ve o kadar emindim ki. "Ilke’lerin düğününe değil mi?" diye atladım. Öyle bir baktı ki adam bana; muhtemelen saygın bir sanatçıydı, gene de kibarca "hayır" diyebilirdi. Bir sonrakinde keman çantası vardı; ona gittim. Bu seferki gülümseyerek "hayır" dedi. Artık dedim karizmayı daha fazla çizdirmenin anlamı yok. Meğer Candan Erçetin’in bir açılış konseri varmış, orkestra tabii 30 kişi; iyi daha fazla devam etmemişim.
Korenium’a vardık, yol keyifliydi, hava çok sıcaktı. Ilke’leri beklerken biraz dinlendim; son hazırlıkları kontrol ettim. Golf sahasını ve doğayı gezdim; muhtemel çekimler için. Doğası harika, bir sürü golf oynayan insan. Sabahları 6′da daha kalabalık oluyormuş
Ilke’nin hazırlıkları başladı, etrafta arkadaşlar, akrabalar…Bir şenlik havası. Tabii "şenlik" havasına İlke’nin içtiği o limonlu şeyin katkısı oldu mu bilmiyorum
(İlke, tarifini verirsen diğer gelinlerle de paylaşmak isterim).
Sonra Eral’a bir uğradım. Buradan bütün damatlara sesleniyorum: "Ben 5dk.’da hazırlanırım" demeyin. Herşey 5dakikada oluyor; ama kuşak ve papyon yarım saat alabiliyor. Eral’ın babası neyse ki profesyoneldi bu konuda. Kendisinin taktığı papyon da hatırası olan ve yaklaşık 50 yıllık bir papyonmuş, ne mutlu ona.
Bir de düğünü çok özel kılan Eral’ın dedesinin 50+ yıllık arabası, yanılmıyorsam 1955 Model Wonselen marka arabası.
Arabayı düğüne yetiştirmek için bütün Kıbrıs seferber olmuş. Motoru şu yaptı, aynayı şu halleti ; herkes konuşuyor
Neyse, en riskli görev tabii Eral’ın: Lefkoşa’dan Girne’ye arabayı sağsalim, hem de düğün günü getirmek. Biraz zorlanmamış değil, ama getirebildi.
Ilke’nin ve maid’lerin hazırlığı bitti bitecek. Programda hafif bir kayma var; ama dert değil. birden Eral belirdi kapıda, o ilk an:
Ve Geleneklere göre nazara karşı "zeytin dalı" yakma…Dumanından ben de üzerime üzerime bol bol aldım. Çünkü bu hafta yurtdışına bir konsere gidiyoruz; açık havada, ve o tarih yağmurlu görünüyor. H abir de unutmadan, Ilke’lerde bir haftada 2-3 ayna kendiliğinden kırılmış; en son bir gece önce takılan kocaman boy aynası gecenin bir yarısı "Baaaaam"…
Nazarları da üzerimizden attıktan sonra başladık dış çekimlere. Birer "Buggy"ye atladık, sahne bizimdi. Çekimler, tören, ilk dans, derken keyifli, akdenizli bir düğündü İlke ve Eral’ın ki.
Mutlu, sağlıklı, dip dibe bir hayat dileğiyle…
Serkan