Beyoğlu’nda düğün fotoğrafları
May 5th
Fotoğraf işinde beni en heyecanlandıran “yeni” bişeyler çekebilmek. Bütün Üniversite hayatım, ders saatleri hariç Beyoğlu’nda geçmiş olsa da (evim dahil) ilk kez Beyoğlu’nda gelin ve damat çekiyorum. yukarıda geçen tramvaya ayrıca teşekkür etmek istiyorum, Hep hayalimdeydi bu kare!…
İsimlerini belirtmemi rica ettiler, o yüzden gelinimizin adı “V” damadımızın ki “G”.
Ne romantik değil mi? “Ayyy, Beyoğlu’nda düğün fotoğrafları…” Literatüre yeni bir söz katmak istioyrum: “her güzel fotoğrafın arkasında, kan, ter, gözyaşı vardır; eğer mekan Beyoğlu ise birçok yerinde de tinerciler vardır”.
Evet zordu. Hele gelin ve damat çok iyimser ve yabancı olunca. Simitçisinden, kestanecisine; temizlikçiden öğrenciye HERKES bahşiş istedi. Hadi bunlara alıştık “dergiye çekiyoruz oğlum, bunlar evli değil!” ile geçiştirmeye çalıştık ama, gelin Japon asıllı olunc afotoğraf çektirmek isteyen araplara ne demeli. Bizdeki nezaket onlarda hiç yok. Bodoslama fotoğrafın içine (hadi kibar söyleyeyim) dalıyorlar. Bir de, herhalde alışmışlar uzun gelinliklere, istisnasız herkes “Gelin mi?” diye sordu…Artık dayanamadım “Yok Alman Hastanesi’nde Hemşire” dedim ![]()
Hayatında pasaport hariç profesyonel fotoğraf çektirmemiş insanlarla çekim yapmak çok zor. aslında 10 yıllık modellerle bile çok zor, he rçifte söylüyorum. Burada olay, günü “muhabbetli” geçirmek, kooperatif olmak. gerisi geliyor işte.
Gelelim aşağıdaki karenin Hikakesine:
Fotoğraf çekiminde, spontane olmayı çok seviyorum. Tabii ki aklımda mekanlar oluyor; pozlar oluyor. Ama zaman olunca, işte böyle dalıyoruz eski bir hana. Tuhaf şeyler satan bir dükkan bulduk, dükkan açık ama sahibi yok; adam resmen yok. Aradık, taradık bağırdık çağırdık yok yani. Neyse oranın girişind eçektikten sonra; güzel bir balkon vardı orada çekim yapmak istedim. Kapıcı “Abi siz bir iki kare çekiyorsunuz diye ses çıkartmadım, ama başka kareler için yönetimden izin almanız gerekli” dedi. Gayet normal. Muhtemelen gelen çok oluyordur! Poz o kadar aklımda kaldı ki, “peki, yönetimle nasıl görüşebiliriz” dedim, eleman “benimle görüşmeniz lazım” dedi. Ey Türk Milleti yaaa…Türk milleti candır! Hastasıyız.
“50 TL vereyim” dedim, “cepten vereceğim bak” da dedim. 100TL dedi eleman! Ulen, 5dk sürmeyecek, 50 TL cebe atacaksın! Çektirtmedi, rahatsız.
Neyse, Han’dan çıktık, Türki Milleti’nin “congratulations” ile imtahanına geldi sıra.
Yol boyu, bir “sürü” insan para istedi. Hani düğün bahşişini bilirim, keyiflidir de; hem alması hem de vermesi. Ama, gelinen şu noktaya ne demeli “Abi bi tercüme etsene, memlekete gideceğiz, Otogar’a bile gidecek paramız yok, bize 50 lira versinler!”. Bo de o kadar emin ki “olmaz diyince” , “Niye olmuyomuş” diye soruyor. “V”ye d eo kadar söyledim, üzerine bir mont vs. al diye! Kardeşim, central Park değil ki burası, Beyoğlu.
Galata’ya geldik. Kuleye bakan binadaki Grafiti malesef kalkmış, yeni bina, yapıyorlar. Üzüldüm. Ara sokaklara daldık. "Alakasız binadan çıkan süzme vatandaş “çekim yasssssak” dedi…yutkundum. Önündeki demir kapıda çekim yapacaktık, o kadar.
Biz de başka demir kapı bulduk!
Asıl bir hikaye var ki, anlatmayacağıma söz verdim detayları veremeyeceğim. Ama, Biraz ipucu vermekte sorun yok herhalde ![]()
Evet, Galata yolunda, “G” burada çok güzel bir sokak var, baloncular falan var dedi, bir bakayım dedi, ve sokağı bulmuş, bir koşu geldi. Açıkçası o sokaktan hiç girmemişim; girişte bir farklılık hissediyorsunuz; “allah allah burada hamamın ne işi var” gibi, bir de “Emanetçi” diye bir kulube gördüm; şimşekler çaktı tabii. Işık, mışık diyip koşarak uzaklaştırdım
Yani her çekimin, gerçekten çok farklı hikayesi oluyor, kitap yazsam mı ne dersiniz???
Not: Bu arada “G”, Steve Mc Curry’nin asistanlığını yapmış, ve beni seçtiler…Sonra, onları Ara Cafe’ye götürdüm, çok etkilendiler.
facebook Sayfam:
www.facebook.com/photolatte.serkan
twitter: @photolatte
Hoşçakalın,
Serkan
Divan Kurucesme’de sade bir düğün ve benim Hayalimdeki düğün fotoğrafı!
Dec 1st
Heeerkese selam,
Epey oldu yazmayalı.
Bir düğünün hikayesi yoksa; ve karelerde tekrar varsa pek yazasım gelmiyor. Ama bu seferki farklı. Bir diğer konu da, benim 3 yıldır çekmeyi hedeflediğim, ama uygun bir çift/an bulamadığım kare…Yazının sonunda.
-fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayın. İzinsiz kimsenin yazısını ya da fotoğrafını yayınlamıyorum, korkmayın:)
Öncelikle işin en başını aktarayım. Demet, internette her medeni gelin adayı gibi iyi bir fotoğrafçı arıyor; beni buluyor ve kareleri çok beğeniyor. Koray’a iletiyor…ve Koray’dan gelen ilk tepki: "Aaa bu bizim Serkan..!" Koray’la BAL’dan aynı dönemiz, hatta ortaokul atletizm takımındaydık. 4x100m’de madalyamız bile var. Hey gidi günler heey!. Aradan 20 yıla yakın süre geçmiş; o neler neler; ben neler neler yaşamışım ve ardından bu harika tesadüf.
Ne yalan söyleyeyim, ilk kez bir arkadaşımı profesyonel olarak çekecektim. "Arkadaş çekmek" keyifli gibi görünse de, biraz da stressli açıkçası; sorumluluk büyük
Neyse ki, Koray da Demet de, hem çok rahat, hem de çok kooperatifti.
Unutmadan, daha ilginç bir tesadüfü de belirtmeden geçemeyeceğim. Aynı atletizm takımından 2 kişi daha önümüzdeki aylarda evleniyor, umarım hayra alamettir
Koray ve Demet ile, haftalar önce buluşmak istememize, onlarca mesaja rağmen düğünden 1 hafta önce Kanyon’da buluşabildik. Fotoğraf dışında birçok tecrübemi de paylaşmıştım. Ve hazırlıkları çekmek için düğün günü evlerinin önüne geldiğimde; Demet yalnız başına kuaföre gitmeye çalışıyordu (Koray ortalarda yok, pek de olacak gibi değildi).
Demet, makul, planlı ve bu düğün işini gönlünce ama abartmadan yaşamak isteyen "ideal" gelin bana göre
Koray da annesiyle kuaföre ulaştı, İlk kez Kuaför’de "geyik" yapabileceğim bir arkadaşım oldu. Genelde bi süre sonra sıkılıyorum; yani bir erkek kuaförüne giden bir bayanın düşünün; onun gibi. Bazı bayanlar, elimde kamerayı görünce, iyice uzak durmak istiyorlar. Görüntülenmek istedikleri son yer kuaför
İlk girdiğimde, burada nerde çekim yapacağım kaygım vardı ama bir köşe vardı ki, durumu orası kurtardı (iplerin sarktığı kare). Kuaförde çekimin en zor yanı, etrafta bir sürü fotoğrafa girmesini istemediğiniz şeylerin olması. Nescafe makinası, sigara içilmez yazısı, fondaki pedikür vs.
Çift’le bizzat Trinity’nin sahibi Özcan Çolak ilgilendi, Kanoyn’da da yerleri var Trio. Hatta, Koray’ın saçını bile o yaptı. Koray, bir ara, yapılan muamelelerden olacak, dehşet içindeydi ama; düğünde en çok konuşulan saçı ve ayakkabısıydı (Ben de alacağım, Sarar’dan almış, inşallah Rugan olmayanı da vardır). Tabii, Demet’in ayakkabısı düğünden sonra da konuşulacak gibi
Demetin rahatlığını şöyle anlatmak isterim:Duvağı 4 kere mi hatırlattım bilemiyorum
Bu arada, planda "Topkapı Sarayı"na gitmek de var(dı). Ben üzülmesinler diye söylemedim ama bir gece önce 1′lere kadar Topkapı sarayını araştırdım, nerede neler çekebilirim diye; notlar falan aldım. Ama yapacak birşey yok, hava o kadar bozuktu ki…
Hazırlıklar bitti, Koraylara gittik. Evde Demet’in annesinden harika zeytinyağlılar.
Detaylar:
Bu yüzük detayları bugüne kadar çektiğim en ilginç yüzük karelerinden birisiydi. Görür görmez, "bunlar bana lazım diyip" kaçırdım. Fotoğraflar, Demet’in anne ve babasının nikah töreninden.
Sıra evdeki hazırlıklara geldi.
Gelinlik, Vakko Wedding – Pronovias’tı ve harikaydı. Gerçekten harikaydı, yazılarımdan beni tanımışsınızdır; samimiyim.
Hava kötü dışarı çıkamadık, tek umudum açıkçası "mekan"dı. Divan Kuruçeşme’ye Internet’ten baktım, fena görünmüyordu; fakat çekim hayal ettiğim kocaman girişte 10 tane çelenk!!! Bittiğim an. Özellikle Divan Kuruçeşme’d eçekilmiş karelere bakmaya çalıştım; fakat ilham verici pek birşeye rastlamadım.
Meşhur mekanlarda, o kadar para verilmesine rağmen İstanbul’un telaşını, kargaşasını aynen yaşatıyor insana. Koray’ların düğünden önce, ve aynı anda mekandaki diğer salonlarda 3 etkinlik daha vardı. Hatta bizim oda doluydu geldiğimizde.
Başta Demet’i, hiçbir stres yaratmadığı için kutluyorum; ben olsam, erkek halimle arıza çıkartmıştım, kesin.
Divan’daki salon, küçük ama çok şıktı. Yanılmıyorsam adı "Antik salon". Eski bir bizans limanına ait. Şıklığın büyük bir kısmı da aslında Demet’in elinden…Harika şamdanlar, küçük saksılarda orkide’ler…
Benim için en önemli konu; doku ve ışık. Burada ikisi de vardı:
Bu arada, Koray da "ben hiç fotojenik değilim, fotoğraf çektiremem" damatlardan.
Sonrasında mekan temsilcilerinden fırçamızı yiyip, odamıza çekildik. Arkadaşlar, ve özellikle jack; Jack Daniels, herkes yumuşattı:)
Ben tabii, kpır kıpırım…İçin içim yiyor. Çünkü girişte bir kavşak var; ve o soğukta Koray ve Demet’in Yolun tam ortasına çıkıp, bana poz vermelerini isteyeceğim. Pozdan da emin değilim, zor bir poz. Yani işin içinde çift olmasa, hiç sorun değil ama…Jack’in çok yardımı oldu gibi. Demet neredeyse koşarak geldi çekime…Ve başta dediğim 3 yıldır beklediğim shot!
Bu poz için, sağdan ve soldan aynı anda araç geçmesi; Korayların da hiç hareket etmemeleri gerekiyor. İster inanın ister inanmayın; Resmen hiç araç geçmez oldu! En sonunda, bir Halk otobüsü ufukta göründü. Hayatımda hiç halk otobüsü görünce bu kadar sevineceğimi sanmazdım
)
Koray, Demet; Size kocaman teşekkürler & ömür boyu mutluluklar!
Serkan
Ve Karşınızda Tanya Beetham
Nov 24th
(Daha önce Youtube videosunu yayınlamıştım, yoğun talep üzerine kalitesi yüksek kareleri de yayınlıyorum.)
Tanya Beetham, İngiliz SWPP’nin misafiri olarak bir workshop için geldi. Bakış açımız biraz farklı da olsa SWPP’den; Bir modelle rahat rahat çekim yapabilmek çok keyifliydi; hem de Taksim’in ortasında.
Geleneksel Fotoğrafçılar, olaya çok fazla “ışık””renk””poz” gözüyle bakıyor, bense daha çok “an””gerçek” gözüyle bakmaya çalışıyorum. Aramızdaki fark bu…
Modelliğin de zorlukları var tabii, hava buz gibi ama neredeyse 1 saate yakın dışarıda o gelinlikle poz verebildi. Bir de sarhoşumuz vardı tabii, birden fazla fotoğrafçı görünce; “bunun nesi meşhur, ben daha meşhurum uleynnn!” diye ortalığı birbirine kattı ![]()
Workshop’un sonunda ise Tanya Hacuza girip poz vermeyi kabul etti…işte sonuç !
Taksim sokakları, bir gelin ve bir sürü çekim…
Nov 21st
Herkese Selam,
Bu seferki kareleri bir slide show olarak sunuyorum, ünlü Basçı Marcus Miller’dan Bethooven’ın “Moonshine Sonata”ı eşliğinde.
Tabii bayanların bakış açısını bilemiyorum fakat, Tania’nın gelinliği ne Vakko Wedding ne de Pronovias’tı
Makyaj = yoktu! Düğün gününüz keyifli geçirin yeter…
(Az önce biris sordu, “bunları siz mi çektiniz diye…evet evet ben çektim. Beğendiniz mi?)
Facebook sayfamı daha hızlı güncelliyorum, like edince size de güncelelmesi geliyor yanılmıyorsam. Yeni videolar vs. yolda!:
Hoşçakalın,
Serkan
Alev & Alex Bodrum’da bir yaz düğünü/ Summer wedding in Bodrum Turkey
Nov 15th
Genelde çalışacağım (yok çalışmak olmadı, tanışacağım) çiftlerin önceden fotoğraflarını istiyorum. Bir nevi sanal tanışma gibi, görsel olarak hazırlıyorum kendimi. Alex ve Alev’in karelerini görünce kendimi x2 şanslı hissettim. Bu sene Sonia & Charles’dan sonra 2. çift ![]()
Gene her zamanki nezaketleriyle, Otel, araç, günün takvimi harika bir şekilde organize edilmişti. Özellikle Alex’e de tam destek vermesi konusunda “kesin” görev verilmişti. tekrar teşekkürler Alex.
Alev ve Alex Belçika’da yaşıyorlar. Buraya kadar biraz ilginç ama alışıldık. Fakat, Alex’in annesi Rus ve babası Angola’lı, Belçika’da yaşayıp bir Türk’le evleniyor…Halay da çekiyor, harmandalı da. ama en sağlam reggae yapıyor!
Egeliyim ama İstanbul’a iyice alışmışım anlaşılan. 17 Eylül’de serin olabilir diye düşünmüştüm; 36 derece gösteriyordu araba
Yanımda o kadar çok malzeme taşıyorum ki, bazen bir şort, mayo bile fazla olabiliyor. Mayom yoktu ama şortum vardı allahtan.
Hazırlıklarla başladık güne, aşağıdaki kareler de “poz” değil, Alex gerçekten kravatı bağlamaya çalışıyordu, daha doğrusu benim bağladığım kravatın boyunu ayarlıyordu ![]()
Hazırlıktan bir sürü kare var, o günü yaşayan için özel kareler; ama burada tekrarlardan kaçınmaya çalışıyorum.
Herşey yolunda gibi giderken, “zaman” denen şey tıkır tıkırdan öte hızla ilerliyordu, Alev, saati her sorduğunda yarım saat geçmiş oluyordu. Çiftler bilir, en çok uyardığım konu gün ile ilgili “zaman ayarlaması”. %95 şaşar!!! Aklımızda, bodrumun dar sokaklarında çekimler yapmak gibi romantik fikirler vardı. ve inanmazsınız çekim için sadece 45dakikamız kalmıştı. ÇOK ÇOK şanslıyız ki, değirmenler otele tam 2 dakika uzaklıktaydı. Gittik, çektik!
Umarım beğendiniz. Açık konuşayım, megalomanlık gibi gelmesin, beni de heyecanlandırdı.
Haaa, bir de bu romantik romantik kareleri çekmek için ne hallere girdik (Hadi ben sorun değil de, özellikle Alev) bi bilseniz, özel desteği için karedeki akrabaları Ramazan’a teşekkürler.
Alev ve Alex’e sonsuz teşekkürler. Onları bu yazın en cesur çifti ilan ediyorum!
Ali & Saadet Düğün Günü (Radisson Ortaköy & Fransız Bahçeleri)
Nov 11th
Yazın bütün o koşturmacasınnda sonra, geçen hafta Saadet’ten bir mail aldım: “Hani bizim hikayemiz?” diye…Aa resmen unutmuşum. Tabii bu “Aa”, “Aaa aaaa aaa”lara dönüştü, yazacak çok hikaye var…
Gamze’lerin düğününden sonra Pfizer’in kadrolu fotoğrafçısı olmuştum artık. Ali de, Pfizer’den. İlk İstinyepark’ta buluştuk, çayımızı kahvemizi içtik, tanıştık, birbirimize ısındık.
Arkadaşlar hep söylüyorum, fotoğraf öyle kolay bir iş değil, çekmesi kolay ama o sıcaklığı nasıl yakalayacaksın? muhabbetle.
Nişanlılık karelerini de, Fransız Bahçeleri’nde çektik, aynı zamanda düğün mekanı. Aşağıdaki tonlamayı özellikle seçtim, ne dersiniz?
Saadet’in ciddi bir endişesi vardı: Ali ve fotoğraf!!! Çiftlerin %90’ında oluyor zaten. Erkek tarafımız malesef “tutuk” oluyor…Diye düşünürken, geyiğe bile gerek kalmadan, işte karşınızda Ali
ve Saadet.
Evet, sonlara doğru Ali bu haldeydi ve “Abi çok keyifliymiş ya” dediğini hiç unutmuyorum…
Güzel bir yaz sabahı, düğün günü Bağdat Caddesi’nde buluştuk. Hazırlıklar başladı!
Kuaför işleri bitince, rotamız Radisson SAS Otel Ortaköy, hazırlıklar orada devam etti.
“Abi bu papyon nasıl takılıyordu..?”
“Şunun altından geçiriyosun…içinden miydi?”
“…Saaaa-deeeeeet”
Tabii “sizin hazırlanmanız 2-3 saat sürer” diyen Ali, “süt dökmüş kediye döndü…Arkadaşlar hep diyorum, bari papyonunuzu bi kez prova edin ![]()
Boğaza Karşı bir odamız var boş durur muyuz?
Saadet’in harika bir sürprizi vardı Ali’ye. Ne kadar hatıraları varsa, toparlayıp harika bir video hazırlamış…Ali tabii şok, sevinç, aşk hepsi bir arada! Sıcaktan terlediğini söylüyor ama, gözlerinden terleyen ilk insan ![]()
Buradaki hazırlıklıklar da bitti, ve 50’lerden bir düğün arabasıyla Fransız Bahçeleri’ne doğru yola koyulduk.
Provasını yaptığımız çekimler, gerçek oldu.
Son olarak:
Anlatmadan edemeyeceğim, çok komik bir olay oldu ![]()
Mekanın da fotoğrafçısı var, grup fotoğrafları falan çekiyor. Grup toplanmış, aile büyükleri falan. Herkes sessizlik ve ciddiyetle poz veriyor. O sırada fotoğrafçı (kim olduğu önemli değil –Ali de değil) Fotoğrafçı “…Siz, lütfen cepteki o şişkinliği alalım..” diyor. Arkadaşımız “yok yok sorun değil" diyor, çünkü cepte sigara paketi var, ve büyüklere çaktırmamaya çalışıyor. Ama fotoğrafçı da inatçı ”alalım o şişliği…” Babası yan gözle "ve fısıltıyla “tamam oğlum, hallet” diyor, ve yanılmıyorsam paketi değil komple ceketi çıkartıyor
. KArdeşim, ne bulaşıyorsun çocuğa! Sanki, hanedan karesi çekiyorsun…
Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine…! Saadet, Ali ömür boyu mutlulukar; sıcak dostluğunuz ve misafirperverliğiniz için de sonsuz teşekkürler.
Serkan
Kıbrıs Korineum düğün günü fotoğrafları
Oct 11th
(Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklayın).
Başlamadan önce Blog üzerinden gelen bazı sorulara cevap vermek isterim. sorulardan birisi “O düğünden bütün kareler bunlar mı?”, cevaba gerek yok herhalde; tabii ki değil. Genelde 500-750 civarı kare teslim ediyorum ve izin almadan çiftlerin “çok özel” karelerini, burada yayınlamıyorum. Tabii ki çiftlere ait onlara fotoğraf oluyor, merak etmeyin
Bu yazıyla beraber, artık sizin favorinizin hangisi olduğunu bekliyorum, favorinizi aşağıdaki yorum kısmına yazar mısınız?
Onbinlerce kare çekmiş bir fotoğrafçıyı en çok “yeni” bir fotoğraf, yep yeni bir açı heyecanlandırabilir. Bilmem sizi heyecanlandıracak mı, ama ben çekerken “işte portföye yeni bir kare” dedim. Takdir edersiniz ki, bu her düğünde olmayabiliyor.
(1)
(bahsettiğim kare bu değil, bu da düğün gününün bana göre top 5′inde).
Bir düğün fotoğrafçısının, “çiftin özel gününün kareleri” ile “fotoğraf sanatı kareleri”ni iyi ayırt etmesi, onları mağdur etmemesi gerekiyor. Bu işin başında, bu tip acemilikler yapmadım değil; eğer siz de yenice başlamış birisiyle çalışacaksanız; mutlaka size özel kareleri garanti etmesini sağlayın. Örneğin, yukarıdaki kare için, “yüzüm hiç görünmüyor, beğenmedim” denilebilir
Merak etmeyin, yüzü görünen versiyonları da var, bir sürü. Rüzgar görünce, durmadan çekiyorum.
(2)
Ayşegül, gözü yaşlı gelinlerden…O gün herşey onun gözlerini sulandırabilirdi, ve öyle de oldu zaten. Hele, annesiyle bir araya gelmesinler; kendileri gibi herkesi de ağlatmaya başlıyorlardı. Daha komiği, bu durum makyözün sinirlerini bozmaya başlamıştı
böyle bir durumu sezdiğiniz anda, fotoğrafçılara tavsiyem 50mm 1.8′i yakınınızda bulundırmanız.
Neyse, bugünüe kadar genelde hep açık renk buket görmüştüm; Ayşegül’ünki bence 1 numaraya yükseldi. Tabii ki zevkler tartışılmaz, ama ben olaya fotoğraf açısından bakıyorum, Ayşegül’ün buketi çok iyi kontrast veriyordu.
(3)
Ve Hazırlıklar…
(4) (5)
(6) (7)
(8)
(9) (10)
Bu arada, Ayşegül de, Emre de Kıbrıs’ın bilinen avukatlarından. Haliyle, davetliler de biraz ağır oluyor. Başbakan, bazı bakanlar, adanın önde gelenleri davetteydi. Ama, Kıbrıs’ın öyle bir havası var ki, Başbakan bile olsa, herşey, limonata havasında, çok keyifli. eskiden beridir, “ada”ları severim. “Ada insanı olmak” ile ilgili de bazı yazılar okumuştum, ve etkilenmiştim. Kıbrıs’ı da bu sebeple çok sevmeye başladım.
Neyse klasik olarak hazırlıklar sonrası, dış çekimlere başladık. Korineum bu iş için harika bir yer.
(11) (12)
(13) (14)
(15) (16)
Nikah Töreni, bir Korineum klasiği, –tam gün batarken-…
(17) (18)
Ve düğünden birkaç kareler…
(19) (20)
Evet, başta bahsettiğim kare bu. Bir diğer alternatifi de aşağıdaki.
(21)
(22)
Beğenilerinize,
Serkan
Sonia & Charles @ The House Hotel Bosphorus Ortaköy
Sep 29th
Herkese selam,
Ekim’de kafa izni verdim kendime![]()
Bu yazın düğün işleri bittikçe ben de yavaş yavaş Blog’a yazılar eklemeye başlayacağım.
Sıradaki çiftimiz Sonia & Charles. Hikayeleri bir yana, The House Hotel Bosphorus’un ilk resmi düğününü/nikahını gerçekleştirdiler. E ben de o mekanın ilk fotoğrafçısı oldum ![]()
![]()
Çekimlere hazırlıklar öncesi, Ortaköy’de ısınma turlarıyla başladık.
“Isınma çekimleri” çok çok önemli, eğer vakit ve nakit varsa tabii. Çünkü, gelinlik ve damatlık giyindikten sonra öyle bir ağırlık ve stres çöküyor ki, bi de kameraya ısınmayla uğraşmak; zaman zaman zorlayabiliyor. Fakat, görüldüğü gibi Sonia da , Charles da; ısınık gelmişler ![]()
Pek göstermiyorlar, fakat her ikisi de Amerikan Ordusu’nda asker, rütbeli falan yani
Çalıştıkları bölgeye en yakın, adam gibi evlenilecek İstanbul’u bulmuşlar; ne de iyi etmişler.
Tabii ki ardından hazırlıklar:
Bir noktayı belirtmem lazım, Charles’ın elindeki meşhur Arslan sütümüzü ben vermedim, güneş batmadan içmek adetim değildir![]()
Fakat ilginç olan, Charles’ın bizim sokak damak zevkimize hayran olması. Yani inanmayacaksınız; adam işkembeden, midyeye; kokoreçten, lokmaya herşeyi biliyor ve seviyor.
Charles Rakısını alıp ortaköy manzarasına doğru içerken, Sonia da, hazırlıklara devam etti.
ve klasik, Charles da son 5dk. kala hazırlıklarına başladı ![]()
Ve çiftimiz HAZIR!
Buradan The House Hotel yönetimine çok teşekkür etmek istiyorum, harika kareler için bize geceliği binlerce Euro olan Kral Dairesi’ini açtılar!
ve Törenden bir kare:
Ha, unutmadan, malesef törene sevdiklerinden katılabilen olmadı. Hayatımda çektiğim en Sakin ve bir o kadar keyifli günlerden birisydi.
Herşey bittikten sonraki “rahatlama”yı siz de görebiliyor musunuz? ![]()
Teşekkürler Sonia & Charles,
Serkan
Photo Latte Facebook sayfası çok daha hızlı güncelleniyor, Yazısı yazılmamış birçok düğünden kareleri görebilirsiniz,
photo latte facebook shortlink: http://goo.gl/egzow
Penny & Hooman (wedding destination Kalkan TURKEY)
Aug 23rd
Herkese Selam,
Epeydir yazmıyordum, elim kaşındı ben de “artık bişeyler yaz blog’a“ diye yorumladım ![]()
Penny ve Hooman Mart ayında beni aradılar, ve temmuz ortasında Kalkan’daki süper lüks villa “White Lodge”da evlendiler.
İkisi de Kanadalı psikiatr. Hooman İran asıllı, Penny’nin d ekökler İskoçya’ya dayanıyor. Herhalde İranlı konuklarında geleceğini düşünerek Türkiye’yi seçmişler, iyi de etmişler. Kalkan’da kocaman bir villa, epey bir arkadaş / akraba…doluşmuşlar; keyifli bir hafta ve sonunda düğün!
Düğün sabahı Kaş Evlendirme dairesinde buluştuk. Herşeyi kitabına göre yapmak istiyorlardı.
Bir de yardımcıları vardı, senelerdir Fethiye’de yaşan bir ingiliz. Görevini harika yerine getirdi, adım adım yönlendirdi, hatta nikah memurunun tavsiyesini dahi elinden geldiğince çevirdi
Memur da biraz şaşkındı tabii, bu tip nikahlar pek sık olmuyordur.
Bugüne kadar çektiğim bütün yabancı düğünlerde, arkadaş ve akrabalar neredeyse herşeyü üstlendiler: Çiçek, makyaj, saç, ütü, getir-götür aklınıza ne gelirse…Aşağıdaki kare herşeyi anlatıyor aslında ![]()
Güne önce nikahla sonra da bitmek bilmeyen hazırlıklarla devam ettik. Devamlı koşturmaca…Tabii elektriğin kesilmesi, 40 derecede klimasız, susuz kalmak “priceless”.
Tek derdimiz sıcaktı, onun dışında herşey keyifliydi. Penny’nin hazırlanması o kadar sürdü ki, akrabalara kısa bir fotoğrafçılık kursu bile verdim yani.
Bu arada Hooman, maşallah çok rahat yani.
Sordum herkes, bu kadar yoğunken bu sakinlik nereden diye, cevap basitti: “We know the right medication
” (kullanılacak doğru ilacı biliyoruz
).
Hazırlıklar biter ve Penny Kapıdan görünür!
Hazırlıklar tamam, konuklar hazır….ve Tören!
Tören tek kelimeyle harikaydı…Bu görüntüye bakarak “dini nikah” havasına kapılmayın. Tek kelime edilmedi, am ao kadar anlamlı konuşmalar vardı ki? Öncelikle törene gelemeyenler, vefat edenler tek tek anıldı. Hayat hakkında, Mevlana’dan pasajlar okundu. Çocuklara nazarlıklı altın takıldı…Herkes sessiz, ciddi (yani kötümser değil, anın anlamından dolayı ciddi), öyle alkış falan da yok damat gelini öpene kadar! Benim bile gözlerim doldu.
“And I pronounce you, Husband & Wife…You may kiss the bride”
Again and again ![]()
![]()
Bir d eufaklığımız vardı, Penny’nin kızı…Düğünün her aşamasında önemli görevleri vardı. Fotoğraflar arasında kaynamasın diye burada belirtmek istedim, henüz okuma bilmediği için ona resimlerden oluşan bir konuşma yapmışlar, Çok Harikaydı, heyecanlıydı ve herkesi ağlattı! “Dear Penny & Hooman, you are so special to me…” ile başlıyordu ve 3 sayfaydı.
Haaaa bir de, Hooman, çok esprili bir sunum yaptı! Penny, İkoçya’dan Hooman’da İrandan olunca iki halkın ne kadar benzediğini göstermek için aşağıdaki slide’ı hazırlamış ![]()
Beğenilerinize!
Serkan
