Eski Urla’da ve Yorgo Seferis’in Otel evinde Düğün günü çekimleri
Aug 10th
Herkese Selam,
Bu yaz, çekimler; ve çekimler arası tatil derken Blog’u biraz aksattım, kusura bakmayın. bir diğer güzel konu da, Blog’umun artık fotoğrafçılar tarafından da takip ediliyor olması, ne mutlu bana.
Bu yazki keyifli çekimlerden birisini, Zeynep ve Onur’un çekimlerini İzmir-Urla arası yaptık. Daha doğrusu düğün gününü beraber yaşadık. Zeynep ve Onur Belçika’da yaşıyorlar; çok büyük bir tesadüf eseri, konser için gittiğimiz bu yaz, az daha Belçika’da buluşuyorduk; kısmet olmadı.
Tatilimizi ona göre planlamıştık; Efe dedesini özlemişti; Kuşadası’ndaydık. Sabah erkenden Kuşadası’ndan yola çıktım. Dildade Börek’te peynirli börek ve Koruk suyu’nu yanıma alarak keyifli bir yolculukla başladı gün.
Kuaförde buluştuk ve hazırlıklar başladı.
Hazırlık aşaması keyifliydi. Zaten arkadaş, akraba çok olunca ortam çok şenlikli oluyor.
Onur’un kuaförü de yan tarafta; ben bir oraya bir buraya…Kuaför’de play station??? “Bu ne” dedim, eleman, “hastası çok” dedi. Meğersem kendisi hastasıymış. Bir oyun kahramanının dövmesini ayağına yaptırmış. Onur da az meraklı değil; traş boyunca “o oyunun orasını nasıl geçtin? bunun yenisi çıkacak” muhabbeti bitmek bilmedi. Bu arada Onur’a da full muamele. Masajından buhar banyosuna kadar…Bu arada Malatya’da askerlik yapan abisi de katıldı curcunaya. Hazırlık kısmını daha da uzatmayayım. Kuaförden önlerine gelen herkese mecburen bahşiş vererek ayrıldılar. Hem yerleşmek hem de ilk kareleri çekmek için ilk durak Crown Plaza İzmir’di.
Unuttum, Onur sağlam bir metalci ! Yüzük detayları da ona göre oldu tabii. Neyse, o sırada yurtdışından bir arkadaşlarının gönderdiği hediyeyi açtılar…Herkes şokta!
Bir post. Evirdik çevirdik; açıkçası bir anlam veremedik. En sonunda, gönderilen yerde (Norveç’ti yanılmıyorsam) bunun çok önemli bir düğün hediyesi olduğu kararına vardık. Bir süre sonra, hepimiz posta ısınmış; post, günün bir parçası olmuştı. Nasıl yapmışlarsa, yumuşacıktı. Onur, nerden buluruz bundan bir tane daha
)
Crown Plaza sonrası, Onur’ların evde biraz soluklanma ve Urla’ya yolculuk.
Urla’da ilk durak Nobel ödüllü yazar Yorgo Seferis’in eviydi. Harika bir yer. Aynı zamanda otel. ( http://www.yorgoseferis.com/ ) Önünden geçmenizi, bir kahve içmenizi tavsiye ederim. Fotoğraf çekimleri için önceden izin almıştım; bize ÇOK yardımcı oldular. Buradan onlara çok çok teşekkür ederim.
Sonrasındaçıktık sokağa…Bu kadar kalabalık bir ekip olunca, çekimler de eğlenceli geçti.
Kızlar erkekler arasında da ciddi bir rekabet başladı…
Son olarak, Oğlanlar, Zeynep’i kaldırarak poz verdi; benim de son sözüm “Şimdi herkes ellerini bıraksın” deyince; koptuk!
Ve artık bir standart olan grup fotoğraflarından çektik.
Ekibe de yaratcılıklarından dolayı çok teşekkür ederim, buraya eklemediğim onlarca kare var!
Sonraki durak, Düğün mekanı ve tekne. Zeynep ve Onur, mekana tekne ile geleceklerdi.
Tekneye güzel ve soğuk bir araçla gittik, o sıcakta limonata gibi geldi gerçekten. tekneye bindik, ve Onur nikah Memurunu aradı, Onur’un aniden değişen yüz ifadesinden aynen şunu okudum ” Ne düğünü, bugün düğün mü var?” “memur birden uyanıyor ve neredeyse “tamam pijamaları çıkartıp, traş olup geliyorum, 15 dakikaya”. Yarım saat sonra bile memur ortada yok, haber de yoktu.
Tekne yola çıktı, sahil selamlanıp alkışlar toplandı…ve iskeleye varıldı (memur hala yok..!). ![]()
İlk dans yapıldı, memur hala yok!
Ve sonunda nikah!
Sizlere de keyifli seyirler,
Serkan
Ilke ve Eral’ın “yeşil” düğünü (Kıbrıs Korineum ’da düğün günü ve fotoğrafları)
Jul 9th
(Fotoğrafların büyük hali için üzerine tıklayın, photo latte fotoğraflar için: www.photo-latte.com)
Favori fotoğrafımla başlayayım:
Cumartesi sabahı 4:30′da kalkıp, sessizce evden çıktım.
Ilke’nin bana verdiği çok önemli bir görev vardı: Havalimanında orkestra bulunacak, sağda solda uyuya kalmışlarsa uyandırılacaklar. Çünkü bir gece önce de çalmışlar. Düğün öyle birşey ki, istediğiniz kadar planlayın; mutlaka bişeyler ters gidebiliyor; çünkü "insan"larla berabersiniz malesef. Bazen yolda kalan bir gelin arabası, ya da hiiiiç beklenmedik tarzda bir buket; bazen nikahı terkeden kayınvalide…(based on true stories).
Neyse, fellik fellik dolanırken elinde flüt çantası ile birisini gördüm; ve o kadar emindim ki. "Ilke’lerin düğününe değil mi?" diye atladım. Öyle bir baktı ki adam bana; muhtemelen saygın bir sanatçıydı, gene de kibarca "hayır" diyebilirdi. Bir sonrakinde keman çantası vardı; ona gittim. Bu seferki gülümseyerek "hayır" dedi. Artık dedim karizmayı daha fazla çizdirmenin anlamı yok. Meğer Candan Erçetin’in bir açılış konseri varmış, orkestra tabii 30 kişi; iyi daha fazla devam etmemişim.
Korenium’a vardık, yol keyifliydi, hava çok sıcaktı. Ilke’leri beklerken biraz dinlendim; son hazırlıkları kontrol ettim. Golf sahasını ve doğayı gezdim; muhtemel çekimler için. Doğası harika, bir sürü golf oynayan insan. Sabahları 6′da daha kalabalık oluyormuş
Ilke’nin hazırlıkları başladı, etrafta arkadaşlar, akrabalar…Bir şenlik havası. Tabii "şenlik" havasına İlke’nin içtiği o limonlu şeyin katkısı oldu mu bilmiyorum
(İlke, tarifini verirsen diğer gelinlerle de paylaşmak isterim).
Sonra Eral’a bir uğradım. Buradan bütün damatlara sesleniyorum: "Ben 5dk.’da hazırlanırım" demeyin. Herşey 5dakikada oluyor; ama kuşak ve papyon yarım saat alabiliyor. Eral’ın babası neyse ki profesyoneldi bu konuda. Kendisinin taktığı papyon da hatırası olan ve yaklaşık 50 yıllık bir papyonmuş, ne mutlu ona.
Bir de düğünü çok özel kılan Eral’ın dedesinin 50+ yıllık arabası, yanılmıyorsam 1955 Model Wonselen marka arabası.
Arabayı düğüne yetiştirmek için bütün Kıbrıs seferber olmuş. Motoru şu yaptı, aynayı şu halleti ; herkes konuşuyor
Neyse, en riskli görev tabii Eral’ın: Lefkoşa’dan Girne’ye arabayı sağsalim, hem de düğün günü getirmek. Biraz zorlanmamış değil, ama getirebildi.
Ilke’nin ve maid’lerin hazırlığı bitti bitecek. Programda hafif bir kayma var; ama dert değil. birden Eral belirdi kapıda, o ilk an:
Ve Geleneklere göre nazara karşı "zeytin dalı" yakma…Dumanından ben de üzerime üzerime bol bol aldım. Çünkü bu hafta yurtdışına bir konsere gidiyoruz; açık havada, ve o tarih yağmurlu görünüyor. H abir de unutmadan, Ilke’lerde bir haftada 2-3 ayna kendiliğinden kırılmış; en son bir gece önce takılan kocaman boy aynası gecenin bir yarısı "Baaaaam"…
Nazarları da üzerimizden attıktan sonra başladık dış çekimlere. Birer "Buggy"ye atladık, sahne bizimdi. Çekimler, tören, ilk dans, derken keyifli, akdenizli bir düğündü İlke ve Eral’ın ki.
Mutlu, sağlıklı, dip dibe bir hayat dileğiyle…
Serkan
Kıbrıs’ta bir düğün günü (Sinem-Mutlu, Kaya Artemis Hotel).
Jun 18th
Herkese merhaba,
(fotoğraflara tıklayarak büyütebilirsiniz).
Çekim Kıbrıs’ta olunca, aylardan da Haziran olunca planları biraz dğiştirdik. Eşim ve oğlum da geldi bu sefer. Öncelikle Sinem ve Mutlu’ya çok çok teşekkürler. Kıbrıs’a indiğimiz andan, havalimanına dönene kadar bize çok iyi baktılar
Kıbrıs’lılar zaten genel olarak ada insanı, akdeniz insanı, bize çok iyi geldiler; çok teşekkürler.
Kaya Artemis Otel gayet iyi, ve açıkçası bugüne kadar girdiğim en iyi denize sahip! Masmavi bir akdeniz, alabildiğine kumsal. Açıkçası ben 5 yıldızlı tatil köyü insanı değilim, yemek için sıraya girmek; kahvaltı saatini takip etmek hiç bana göre değil. Fakat, Haziran başı, daha yoğunluk başlamamışken, bu tatil iyi geldi.
Uçağımız saatinde kalktı, havalimanında bizi Ahmet Abi karşıladı. “Ahmet Abi” ilginç bir karakter, Kıbrıs seyehatimizin düğün dışındaki en unutulmaz insanı. Yolumuz yaklaşık 1 saatti, ve Ahmet Abi’nin bütün hayat hikayesini, kendi düğününü, yoldaki bütün radarları (tek tek), geçen hafta yediği cezayı (en az 5 kez), köyünü, Turgut Özal’a muhabbetini … çok kereler dinledik. Sağolsun sayesinde hiç sıkılmadık. Düğün günü de Ahmet Abi yardım için oradaydı. Bir ara sahnenin civarında denk geldik “Nasılsın Ahmet Abi, kolay gelsin” dedim. O da “iyiyim, merdiven tehlikeli, insanlar düşmesin diye yardım ediyorum” dedi. O sırada merdivene birisi yaklaştı ve Ahmet abi sert ve keskin bir şekilde “Düşme!” dedi. Bu şekilde, sadece söyleyerek düşmemelerine yardımcı oluyormuş. Dünya tatlısı, adanalı ama tam bir adalı bir abi, Ahmet Abi.
Elimden ve ellerinden geldiğince çiftlerle önceden tanışmaya çalışıyorum. bu fotoğraflar, muhabbete yansıyor, ve az çok beklentileri ortaya çıkıyor. Sinem’le de Nişantaşı’ndaki gelinlik provasında ilk çekimleri yapmıştık.
Neyse gelelim düğün gününe…
Açıkçası, aynı zamanda konakladığım otelde çekim yapmak çok rahattı. Aralarda odama gidip dinlendiğim dahi oldu. Sinem, bir odada; Mutlu, bir odada hazırlıklar başladı. Mutlu, sağlam bir damat traşı oldu; usturası, maskesi, masajı…Açıkçası damatların 5dakikada permatik ile traşlarına alışmıştım, hem şaşırdım hem de kareler keyifli çıktı.
Sinem’in ve diğer bayanların hazırlığı doğal olarak tam bir curcuna. Kaç bayan vardı hatırlamıyorum, ilk kez bu kadar kalabalık bir hazırlık odasında çekim yaptım. 3 Kuaför, 2 makyöz; harıl harıl çalışıyorlar. Bir de, çok önemli bir konuyu farkettim. Küresel ısınmanın sebeplerinden birisi kuaförler! Evet!.
Saç kurutma makinalarını, –abartmıyorum- Saatlerce çalışır vaziyette bellerinde taşıyorlar; ihtiyaç anında çekip kullanıyorlar. Yani 10dk çalışıyorsa makina; 30 saniyesinde kullanıyorlar. Belli ki hız için yapıyorlar, ama resmen odayı cehenneme çevirdiler; klima full’de hiç fayda etmedi inanın.
Benim şansıma mıdır nedir, Sinem de “Bridezilla” çıkmadı; şimdiye kadar hiç de rastlamadım açıkçası. Ortam gayet keyifli, naif Kıbrıs aksanı, telaş, koşturmaca derken ikisinden de yüzükleri aldım, koştum bahçeye. Yüzük detayları…Siz hangisini en çok beğendiniz?
İtiraf ediyorum, Eroslu fotoğrafı çekerken, Sinem’in tektaşını çiçeklerin arasına düşürdüm, ve hayatımdaki en soğuk teri attım
Düşünsenize tam bir rezalet.(Gene bi titreme geldi şimdi).
Sinem, gelinliğini giydi, ayakkabı altına arkadaş isimleri yazıldı, son makyaj, son rütuşlar; ve duvak takma anı.
Tam o sırada, “oğlanlar ne yapıyor” diye bir aşağı ineyim dedim. Mutlu, öğlen uykusundan uyanmış bütün arkadaşlar odada; tam bir “geyik” ortamı. bana da ikram ettiler; hayır diyemedim
Ve Sahne!
Her ikisi de hazır odalarından çıktılar…ben de aşağıdaki kare için koşarak taa karşıdaki asansöre. 5 sn’de gelen asansör gelmek bilmedi. Zaten klasik, geç kaldık, gene bi terleme aldı beni tabii.
Sonra sıra bana geldi tabii, başladık dış mekan çekimlerine.
ve son olarak düğünden birkaç kare:
Bu arada, çekimler sırasında bir baba-oğul ile tanıştım. Eminim Kıbrıslılar tanıyordur. Erdem ve babası Bülent Abi. 4-5 aydır çok zor günler geçirmişler; Bülent Abi ağır bir rahatsızlık geçirmiş, ve Erdem, babasına kendi ciğerinden vermiş. Şimdi çakı gibiler ve harika çekim yapıyorlar.
Bu düğün günü çekimleri sayesinde o kadar çok kişiyle tanışıyorum ki! En keyifli yanlarından birisi de bu zaten.
Bekle Kıbrıs, 3 Temmuz’da gene oradayım
NOT: Dönüşte KTHY 3.5 saat rötar yaptı. Eve gece 2′de vardık. Etrafta da KTHY’nin Atlas’a devredileceği hk. söylentiler var.
Hoşçakalın,
Serkan
Rumelifeneri’nde düğün öncesi çekimler…
Jun 9th
Herkese tekrar selam,
Düğün sezonu açıldıya, benim de yazılar malesef bu yöne kaydı.
Herşeyden önce, düğün öncesi çekim aslında neredeyse daha mantıklı demek istiyorum. Dilediğiniz mekan sizin, düğün mekanıyla sınırlı değilsiniz. Zaman sizin; bütün gün. Stres yok, muhabbet var…Daha ne istenir ki?
Bir de İstanbul o kadar güzel bir şehir ki, dilediğiniz konseptte çekim yapacak onlarca mekan var! Rumelifeneri’nde pek çekim yapmamıştım; Damla ile Batu’yu oraya davet ettim. (Tamam, evimize 5dk. mesafede olabilir; biraz da taraflı düşünmüş olabilirim ama güzel bir yer değil mi?).
Hava açık gibi görünse de, felaket bir rüzgar var. Tam tarif ettiğim gibi giyinmişlerdi, spor gelin-damat. İkisi de gayet motiveydi…ki benim için en önemlisi o. Çektiğim insanlar profesyonel model değil, pozu verdirmek yerine; havaya sokup küçük anlar yakalamak peşinde koşuyorum.
Bir taraftan da düğünlerine 2 hafta var, hasta etmek de istemiyorum. Devamlı üşüyor musun Damla ? diyorum, o da hep üşümüyorum diyor (sonunu bekleyin). Batu maşallah, ceket üstü palto ile dolaştığından ona hava hoş
Önce, Balıkçı limanındaki Medirek’e gittik, az daha Damla’yı ağlar arasında kaybediyorduk. Seneler önce orada Roke restoran vardı, Belediye yıktı (ama nedense Barınak denen ve bir kere gidip bir daha uğramadığım yer hala duruyor). Şimdi, Roke’nin eski sahibesi, derme çatma bir yer işletiyor…işi zor. Neyse, zor yolculuktan sonra oraya ulaştık ve çekimlere başladık. Bir kısmını mendirekte, bir kısmını da kalede çektik.
İnmesi çıkması zor derken, kareler benim içime sindi. Beğendiğiniz, ve beğenmediğiniz yönlerini söylerseniz çok sevinirim.
Sonrasında çekime, çok farklı çok eğlenceli bir yerde devam edecektik ki, Damla üşüdü
Biz de, yol üzerinde Coach’s restoranda guzel bir oğlen yemeği yedik, Batu’nun kesesine bereket.
Meraklısına:
Bu çekimlerde Nikon D700 kullandım, Lens olarak da daha çok 24-70mm ve 12-24mm; ve zaman zaman gökyüüzndeki maviliği yakalamak adına da Polarize kullandım. Photoshop efektleri kullanmadım.
Bir sonraki yazım, Damla- Batu düğün günü fotoğrafları ile ilgili.
Hoşçakalın,
Serkan
İstanbul Hyatt Regency’de keyifli bir düğün günü
Jun 1st
(Fotoğrafların büyük halleri için üzerine bir kere tıklayın).
Zaten hiçbir düğün keyifsiz olmasın diyerek başlayayım.
Düğünden sadece birkaç hafta önce tanıştık Gamze ve Memet ile. Lobi’de birer yeşil çay içtik, fotoğraflara bakıp neler yapabileceğimizi konuştuk. Rahatlardı, yani “rahatlardı”dan kastım; evleniyor olmak zaten yetiyordu onlara. Detaylar tabii ki önemli, fakat istedikleri tekşey, keyifli bir düğün ve güzel fotoğraflar.
Neyse, anlaştık ve düğün sabahı buluştuk, sonra hazırlıkların yapılacağı odaya geçtik. Gün biraz karışıktı açıkçası, önce Ataköy’de nikah ardından Hyatt’ta yemek ve eğlence. Ben mümkün olan her noktada bulunmak istedim, yorucuydu ama iyi kareler çıktı açıkçası. Benim gibi bir fotoğrafçı için iyi bir çekim “en iyiler” klasörüme fotoğraflar ekleyebildiğim çekimlerdir. Gerçekten o anlamda hem mutlu hem de tatmin oldum. (Örneğin, hareket edne arabanın içinde çekim hayal ederdim, her ne kadar gelin arabasının şöförü bizi, onu taciz eden adamlar zannedip, biz yaklaştıkça kaçsa da, çekebildim.)
Damadımız Memet, kapalı çarşıda bir dükkan işletiyor, aynı zamanda sattıkları halıların da üreticisi. HARİKA halı ve kilimleri var, mutlaka bir ziyaret edin ( www.dhoku.com ). Dükkana giderseniz, ve Fotoğrafçı Serkan’dan selam söylerseniz; indirim hakkında söz veremem ama bir kahve ısmarlayacağı kesin.
Gamze, içerde saç, makyaj, gelinlik derken yoğun bakım havasındayken, Memet kendine kuş sütünün eksik olduğu bir kahvaltı söyledi, beraber yedik. Genelde çekimlerin en zor yanlarından birisi de yemek (yani benim yemeklerim). Öyle zamansız oluyor ki, çoğu zaman yanımda sandviç vs. getiriyorum. Ama bu sefer, mükellef bir kahvaltıya düştüm tabiri caizse.
Arada gidip Gamze’nin hazırlıklarından bazı çekimler yaptım. Çok keyifliydi. Çünkü gamze de “Bridezilla” değildi; sakin sakin hatta eğlenceli…
Memet, kahvaltısını bitirince, özel günlerde yaptığını söylediği bir ziyarete beraber gitmeyi teklif etti, seve seve kabul ettim. hızlı bir git gel oldu, bir de arabanın benzin ışığı yanalı 20-30km olmuştu. Bir an damadı, elinde benzin bidonu ile hayal ettim. Memet için dehşet, Fotoğraf için harika bir an olurdu
Sağlıcakla ve zamanında döndük otele. Hazırlıklar da neredeyse bitmişti. Memet 2 dakikada hazırlandı zaten.
Sonra, yola koyulduk. Ben, başka bir araba takip ettim onları. Tek sorun, gelin arabasının şöförünün bizi tacizci zannedip gaza basması ve benim fotoğrafların çoğunun heba olması.
Nikah, Ataköy’deydi hızlı ve kalabalık geçti. (Tabii hızlı kısmını özellikle de Gamze’ye sormak lazım). Memet’te sağlam bir aile, eş, dost karması vardı. Şu komik andan bahsetmeden geçemeyeceğim. Memet, Gamze’ye ilk olarak “bu da benim yeğen” dediğinde, Gamze, Aileyle de yeni tanışıyor olmanın verdiğieyecan ve kibarlıkla çok ilgi gösterdi. Fakat, Memet’in Gamze’ye 13. yeğeni tanıştırdığı anı unutamıyorum
Dönüşte arabanın içinde geldim, iyi de yapmışım. Hem sohbet hem de çekimli bir yolculuk oldu. Otel’e vardığımızda, hemen karşıdaki İTÜ Taşkışla binasının önünde bazı kareler çektik. O an, damatları çekime motive etmek için daha çok çalışmam gerektiğini farkettim. Memet, en kötüsü değildi ama biraz zorlamadı değil
Sonrasında odaya gidildi, arkadaşlar odayı bastı. Sohbet muhabbet, gevşeme…
Düğün için aşağıya salona önce bir istek pozum vardı; tarif etmesi de güçtü ama kızlara kocaman bir BRAVO!. İlk başta bakışlar “bu adam ne yapıyor? iyi mi ettik bu adamı tutmakla” diye düşündüklerinden eminim. Ama boşver, kare harika çıktı.
Düğün de sade ve harika planlanmış bir organizasyondu. bunu Gamze’nin bu alandaki ciddi tecrübesine bağlıyorum.
Gamze ve Memet; size ömür boyu mutluluklar diliyor,
ziyaretçileri de diğer fotoğraflarla başbaşa bırakıyorum.
Serkan
Peki bir düğün günü fotoğrafçısı ne ister? :)
Apr 29th
Merhaba,
Bu aralar tam düğün sezonu. Haliyle konular hep düğün fotoğrafları üzerine. Kahve sıcak, yanında Tariş’in yeni çıkarttığı incirli drajeler…
Daha önceki yazılardan düğün fotoğrafçınızı seçerken nelere dikkat etmeniz gerektiğini yazmıştım, fakat şunu farkettim; harika kareler için fotoğrafçının ne istediği de çok önemli; o zaman cesurca yazayım…Umarım fazla gaza gelmem.
Öncelikle fotoğrafçı (en azından ben), harika kareler çıksın ister. Hukukçu değilim ama sevdiğim bir terim var “şekil şartı”. Çiftin şekil şartları yerine getirilmiş olacak. Yani, saç, makyaj gelinlik, damatlık tamam. Ayakkabılar temiz, bakımlı, şık…Yani bunları yazmak istemiyorum aslında, ve şekil şartlarını yerine getirilmiş kabul ediyorum. İnanın, çekime gittiğinizde zaman zaman öyle saç, makyaj vs. oluyor ki, ne iştah kalıyor ne bişey. Zaman zaman karıştığım da oluyor…
Sıklıkla rastladığım problem, fotoğrafa yeterli vaktin kalmaması. Gelinler (genelde programı onlar yapıyor), mecburen fotoğrafa en son vakit ayırıyorlar, herşey hazır olduktan sonra. Fakat, Kuaför yarım saat geç gelip, 15 dakika işini geç bitirince, üzerine makyöz uzatınca (buralara gelin kaprisini hiç eklemiyorum, en doğal hak) Fotoğrafa 15 dakika kaldığı oluyor. Bir defasında, bikah görevlisine biz 30dk takmıştık
) Önerim en az 1.5 saat ayırmak. Mümkünse öncesinde beraber mekanı dolaşmak.
Diğer konu fotoğrafçıyla olan mesafe (metrelerden bahsetmiyorum tabii ki). Ben tanışma toplantılarında mutlaka belirtiyorum; ben sizin izin verdiğiniz sürece sizin gölgeniz gibi olacağım. Beni istemediğiniz zaman kısaca “uza” diyebilirsiniz. Yani, fotoğrafçının makyöz, kuaför gibi bir sırası olmasın; herşeyi çeksin. Ben şunu da belirtiyorum; bütün fotoğrafları önce siz göreceksiniz. İstediğinizi sonsuza kadar silebilirsiniz.
Bu işte neşe, ve kooperasyon en önemlisi. Buradaki ilişki Kadındoğum uzmanı ile anne adayı arasındaki gibi oluyor genelde. Yani, sizin en önemli gününüz, sizin dışınızdaki insanlar için herhangi bir gün. Bu sebeple, tavsiyem neşenizi, keyfinizi hiç bişey kaçıramasın. Tabii neşeyi artırmak adına yardımcı unsurlar kullanmak serbest
abartmamak şartıyla
Fotoğrafçınız profesyonel olabilir ama siz değilsiniz. Haliyle, benim hayalimdeki gelin, en doğal gelindir. Ve tüm doğal hallerinin çekilmesine izin veren gelindir. Zaten çekimler sonrası ilk fotoğrafı o görecek; beğenmediğini siler! Poz vermek dünyanın en zor işlerinden. İlla pozlu kareler de istiyorsanız, ki bir kısmı mecburen öyle oluyor; ödevini çalışmış gelinlerle daha iyi sonuç alıyorum. Yani, interneti hallaç pamuğu gibi atmış, beğendiği fotoğrafları biriktirip fotoğrafçısı ile paylaşmış hatta pozlara çalışmış gelin…(eğer pozlu istiyorsa).
Size aynı çiftin pozlu ve doğal iki karesini göstermek istiyorum, karar sizin!
Dün, Ceren ve Ozan ile tanıştım, bu yaz Çeşme’de evleniyorlar. Evlerinin bahçesinde, 70-80 kişilik samimi, sade bir davet. Bahçe gerçek bir bahçe, yani içinde keçiler tavukar var
Fotoğraf işini bana bıraktılar, yani birkaç pozlu fotoğraftan sonra; herşey doğal olacak. Ceren ile de bazı konsept çekimler yapacağız. Aslında en ideal çekim ortamı. Açık hava, az ve samimi insan, telaş yok, stres yok.
Zaman dedik, pozlar dedik… Sırada, damadın motivasyonu. Bunu da gelinle beraber çözmek gerekiyor, bunun için ideal çift mümkünse tanışma toplantısına beraber gelmeli. Keyifli hatta komik bir toplantı oluyor genelde. Eh zaten tahmin edersiniz bende sıkı malzeme var
Sonrasında, çekim günü herşey daha rahat gerçekleşiyor. İnanın sadece tanışmak için, Kıbrıs’a günübirlik gittiğim oldu. Zaman zaman bazı damatlar gergin olabiliyor, çünkü onlara aptal pozlar verdirileceğini düşünüyorlar. Tanışma toplantısında “o an” karelerini görünce, yelkenler biraz suya iniyor. Ozan’a söz verdim, sadece en iyi karelerini çekeceğim
Unutmayın, düğünden geriye baktığınızda sadece fotoğraflar kalıyor!
Sonuç olarak, evet düğün çok önemli bir gün:
-Güzel olmalı, neşeli olmalı, eğlenmeli, keyfini çıkartmalı, bol bol ağlamalı, sarılmalı…
-Stresi abartmamalı, bağırıp çağrınmamalı, “dans figürlerini unutacağım” diye delirmemeli, çevredekileri kırmamalı, kırılmamalı, ağlamayı da abartmamalı
ama yeni tabirle “Bridezilla” olmamalı.
Hoşçakalın,
Serkan
Ankara’da bir Dugun Gunu
Mar 21st
(Fotoğrafların büyük halleri için üzerlerine tıklamayı unutmayın)
Herkese Merhaba,
Yanılmıyorsam geçen Aralık sonuydu, Şükran’dan bir e-mail aldım. CamStory’den arkadaşım mehmet Binay tavsiye etmiş. 13 Şubat’ta Barış ile evleniyorlar, ve düğün için fotoğrafçıya ihtiyacı vardı. Neden taa İstanbul’dan fotoğrafçı çağırdığı polemik konusu olsa da, beni seçtiğine sevindim.
Yeni bir düğün çekme ihtimali olduğunda, çift ve mekanlar beni meraklandırıyor. Şükran hava müsait olursa “Eymir Gölü”nde çekim yapmayı çok isteriz demişti. Yılları orada geçmiş, bir de gelin olarak Eymir’e gitmek ne güzel değil mi? Günlerce hava durumunu takip ettik, o gün için fena göstermiyordu. Fakat Ankara’ya vardığımda çok rüzgarlı bir havaya denk geldik, bir açıp bir kapıyordu…Eymir Fotoğrafları’nı bahar gelince, ciddi bir fotoğraf meraklısı, eşi Barış’a bırakmak zorunda kaldık.
(Stüdyo Çekimi öncesi Taksim’de bir kahve molası, kulaklıkta Michel Camilo&Tomatito “from within” ve yazıya devam)
Her zamanki geç kalacağım endişesi Ankara’da ikiye katlandı, en erken uçakla gidildi. Otel’e de herkesten 1.5 saat önce varıldı. Lobide otururken, makinanın bütün temizliğini yapıp, ayarları kontrol ettim. Bir gözümle de sağı solu –en uygun çekim noktalarını bulmak amacıyla – kesmeye başladım. İçimden bir ses, bu havada “Eymir’e zor gideriz” diyordu zaten. Girişte, 3 m’lik büyük bir camın yanında çok hoş çakıl taşları ile doldurulmuş bir alan vardı. Işığı da mükemmeldi. Şükranı orada çekmeyi planladım. Sauna alanı, Restoran vs. de çok güzeldi. En azından iç mekan çekimleri iyi olsun diye düşündüm.
Neyse, tüm hazırlıkları yaptım, kafamda pozlar, anlar…Kapıda Şükran belirdi bir telaş. Allahtan, kendisine “Pasiflora” tavsiye etmiştim. Arkadaşlarından birisinin, “Şükrancığım, senden bugün -muhteşem- bir performans bekliyorum” dediğini hatırlıyorum. Ama hiç de öyle olmadı. Şükran, çok doğal, keyifli, muhabbetli bir gelin oldu. (Ha pardon, dans provaları hariç).
Apar topar odaya çıktık, tabii ki neredeyse Otel’in düğünden haberi yok. Şükran onlarla uğraşmak zorunda kaldı. Şükran’ın rahatlığı o kadar işime yaradı ki, istediğim gibi rahat çalışabildim. Bazı gelinler, malesef sadece düğüne odaklandığı için stresleri, ve telaşları karelere yansıyabiliyor.
Hazırlıklar başladı. masaj, makyöz, Kuaför…Hepsi işlerini gayet iyi yaptılar. Bir ara detayların fotoğrafı için duvağı rica etmiştim (ki fonda Şükran Duvak ile ilgili birilerine kızıyordu). Pencere önüne tacı koyduğum gibi, iki taş düştü! Kendimi Müzede Mona Lisa’yı boyayan Mr. Bean gibi hissettim!!! Soğuk bir ter, ardından dürüstçe ve hafif kızarak “neyle yapıştırdınız bunu!!!” diye kuaföre söylendim. Neyse, bir yerlerden ypaıştırıcı bulunup halloldu.
Yüzük detayları çekmek için de bir sürü fikir vardı ama otel odasında kalakaldım. Ama yaratıcı olmak için de vakit vardı açıkçası. Şükran da Barış da tam bir outdoor çift. Enerji dolular. Red Bull’u görür görmez ilk detay karesi çıktı.
Ardından, bir denemeydi ama benim hoşuma gitti. Tasarruflu ampül, hoş bir etki yarattı, ne dersiniz?
Gelinlik meşhur İspanyol marka, Pronovias’tandı. Duvak süperdi!!! bir de giydirmek için eleman bile göndermişlerdi, şaşırdım.
Derken, damat kapıda belirdi. Barış, bir fotoğraf meraklısı. Fotoğraflar iyi çıksın diye, ışık da getirmiş bana sağolsun. Bazı karelerde kullandık. Düğün fotoğraflarında, en çok dikkat ettiğim konu “doğal ışık”. Yapay ışık, ne olursa olsun sırıtıyor ama karanlık bir akşam ve karanlık bir otel odasında , ne yapılabilir ki?
Barış, herkes içinde en rahatıydı. Klasik, 10 dakika’da hazırlandı
diğer damatlar gibi. Bıyığı ile o kadar uğraştı ama Şükran’a beğendiremedi (Barış, ben beğenmiştim vallahi).
Hazırlıklar bitti, hava karardı, geldik son dakika stresine. “ilk dans” provası. Pasiflora’nın etkisi bitmiş, acilen Jack Daniel’s'a ihtiyaç var gibiydi. ihtiyaç kısmen karşılandı, ve provalara geçildi. Güzel bir müzik ve güzel bir dans…Onca strese hiç değmedi, çünkü harika dans ettiler.
Ardından birden nikahın 15dk sonra olduğu akıllara gelip, apar topar odadan çıkıldı. Ankara’yı iyi bilmiyorum (tamam neredeyse hiç bilmiyorum). Gelin arabasının hemen arkasında, stres içindeki şöför bendim
alaydan önüme geçmek isteseler de izin vermedim
) Veremezdim.
Sonrasında start verildi, nikah kıyıldı, ilk dans harika edildi, murada erildi, kerevete çıkıldı.
Sizleri fotoğraflarla başbaşa bırakıyorum.
Not: “Mutlu olurken, mutlu edin” fikrim Çocuk Yoğun Bakım ve Acil Tıp Derneği’nden ilgi gördü. Şükran ve Barış adına yapılan bağış da inanın çok faydalı bir yere gidiyor. Detaylar yakında burada.
Serkan
Vakko Wedding’de Gelinlik Provası
Mar 7th
(Başlamadan Önce Not: Google’a “Vakko Wedding” yazınca, 4. sırada geldiğimi farkettim. Muhtemelen siz de aynı yolla yazıma geldiniz, hoşgeldinz:) Ben bir düğün fotoğrafçısıyım. Ama bilinenden biraz farklı, umarım yazı ve fotoğrafları beğenirsiniz. İrtibata geçmek için lütfen mail atın)
Ilke ve Eral’ın Düğ
ün günü Fotoğrafları için TIKLAYINIZ.
Merhabalar,
Bu yaz Kıbrıs’ta İlke ve Eral’ın düğün fotoğraflarını çekeceğim, güzel bir mekanda; bir golf resortta (Korineum). İyi bir kare yakalayınca çocuklar gibi sevinen benim gibi fotoğrafçılar için resmen bulunmaz bir fırsat. İlk defa bir Golf Resort’ta çekim yapacağım. İlk sorum, saçma da olsa, “sıcak mı oluyor?” du, ve cevabı tabii ki evetti.
Eğer mümkünse, çiftlerle önceden tanışma konusunda ısrarcı oluyorum. 5dk. önce tanıştığınız birisiyle ne kadar doğal pozlar çekebilirsiniz ki? Kaynaşma adına zaman zaman, düğün günü işerine de bulaştığım oluyor. Geline, damadın kardeşi ile beraber buketini yetiştirmek gibi
İşte bu çekimde onlardan biriydi. İlke, yakın arkadaşı, annesi ve kayınvalidesi, İstanbul’a ön hazırlıklar için gelmişlerdi. Bir tanışma kahvesi içecektik. Ben abartıp, provaya da gelmek istiyorum, dedim. İlke, şaşırsa da, hoşuna gitti. Beymen Cafe’de kahvemizi içtikten sonra hemen karşısında zennettiğimiz Vakko Weddings’e doğru yola koyulduk. Meğersem, Akaretler’deymiş!!! Bir panik havasından sonra (iyi ki yanlarındaymışım, bir taksi ayarladım, ben de peşlerinden) 5 dk. içinde oradaydık…
Vakko Weddings, haftalar öncesinden randevu ile çalışıyor. Öncelikle fotoğraf için izin aldık, ardından da makina’yı çıkartır çıkartmaz lafımızı yedik
“Lütfen, gelinlik başına tek kare” diye. Çok komik, evet çok şık gelinlikler var, çok özeller vs. ama hemen hepsi internette var ki? (Örneğin: Pronovias). Neyse, kısa süren fotoğrafçı alerjisi ardından, keyifli bir ortamda İlke ve beraberindekiler, kataloglara daldılar. Sonrasında da fotoğraf ile ilgili hiç sorun çıkmadı, teşekkürü bir borç bilirim.
Gerçekten harika tasarımlar! Her tür konsepte göre gelinlikler var. Fresh, Ağır, Kır, Açık hava, iç mekan, romantik, melankolik, enerjik vs. … İlke de zaten ve muhtemelen kendi konseptine uygun Pronovias gelinliği seçti. (Ben ayrıldığımda karar vermemişti daha) Bir de şöyle komik bir durum oldu: tarafsız tek kişi bendim
Gözler hep bana döndü. “Serkan Bey, siz çok gelin görmüşsünüzdür, ne dersiniz?”
Fakat, anladığım, ve hep söylediğim, Düğün ve Doğum işlerinde, mutlaka kalbinin sesini dinleyeceksin. Ne istiyorsan, içinden ne geliyorsa…zaten her tarafta uygun açılarda ayna var. İlke, kararlı ve sakindi (her gelin adayının öyle olduğunu sanmıyorum açıkçası). Hatta bazen, perdeyi açar açmaz “hayır” dediği oldu
Daha önce başka provalara da elimden geldiğince gittim; Vakko ailesi gerçekten profesyonel.
Bana ilginç gelen konulardan birisi de gelinlerin Pişti olma ihtimali. Açıkçası, o kadar para verip, defalarca provaya gidip bir gelinlik alıyorsun. Senden 1 hafta önce, aynı çevreden bir başka gelin aynı gelinliği alıyor. korkunç birşey. Ve bununla ilgili, özel designer tasarımlarda müşteri takibi de yapılıyormuş
Yani bu sene bunları kim aldı gibisinden. Neyseki, İlke’nin çevresinden 2 arkadaşı da Vakko’ya gelmiş, ama farklı modeller almışlar.
Katalogdan modeller beğeniliyor, tek tek deneniyor. Perde Açılıyor, gelinin ve konukların beğenisine sunuluyor.
Satış elemanı, çok uğraşıyor! Getir, giydir, düzelt, yorum yap, götür, vs. Bir de işin tadilat kısmı var. Yani gelinliği hadi bir yerden aldın ama Tadilatı kim yapacak o da çok önemli, değil mi?
İşin bir diğer yanı, siparişlerin en az 3 ay önceden veriliyor olması. İnanılır gibi değil. Resmen aylar öncesinden bir maraton başlıyor. Açıkçası benim bile Otelim ve Uçak biletlerim OK’lenmiş durumda.
Neyse, İlke ve ailesi ile tanıştım, çok iyi oldu. fotoğraflar keyifli olacak gibi. İlke güzel bir gelin adayı, mekan harika, daha ne isterim
!
Sırada, programı oluşturup, benim ön hazırlık için taleplerimi listeme zamanı. Golf Resort’un bahçesinde KOCAMAN bir ağaç var, onu ışıklarla süsletip, altında onların fotoğrafını çekmek istiyorum…
Çekim sonrası buluşmak üzere!
Serkan
Wedding Destination TURKEY (and your photographer)
Feb 23rd
After many e-mails I got from couples I decided to write about your potential weddings in Turkey and your photographer.
Many of the Turkish brides say, that if they had a chance they would arrange a distant wedding, and only 100 people invited (max.) I can understand, weddings here can be frustrating in terms of getting ready, organizing people, place, transport etc.etc. It actually is not a community issue here. Mainly brides deal with ALL the stuff. The ONLY solution is a distant wedding, and WHY NOT TURKEY?
TURKEY IS GREAT, HOTELS are LUXURY (I have been to many world wide), GREAT FOOD, SEA, SUN SHINE, ENTERTAINMENT, EXOTIC…PEOPLE ARE FRIENDLY.
WEDDING FOR YOU, HOLIDAY FOR MATES and FAMILY.
However, in the oriental world, people are not precise, this is the culture here. If you say at 10:00 o’clock this means 09:30-10:30 in Turkey, and 08:00-14:00 in Egypt. So I would say have a Turkish friend
Prices: Bargain (but not exagurate and be gentle). You can easily find, flowerists, hair dressers, even costumes, invitations.
My experience with foreign couples has always been great fun. I tell them a lot about the traditions here (Like Brides Hammam, Groom’s Shave, Henna etc.) and they have a lot of fun!
Coming to photography, I am sure there are photographers around (like me) but also sure not many. If you ever wish to get married here and looking for a good photographer, just wrop me an e-mail; I will tell you much more than photography. And do not forget, the only thing left from your wedding is your partner and the photographs
People generally prefer to have their wedding in Istanbul, Bodrum, Antalya, Cyprus, Cesme…As a wedding photographer, I am OK to travel to those cities for your greatest moments.
Good Luck!
Serkan
My Photo gallery is at:
http://www.photo-latte.com/weddings/index.html
e-mail: serkan@photo-latte.com
Vincent & Jean (Düğün fotoğrafları)
Feb 3rd
İçimden hep, bir fırsat bulup yabancı bir çiftin düğününü çekmek istemiştim, uzatmayım geçen yaz fırsat ayağıma geldi.
Vincent beni aradı, Taksim’de Kitchenette’te buluştuk.
Vincent da, Jean de birer arkeolog. Güneydoğu’da kazı yapıyorlar. Daha da ilginci, Vincent Hollanda’lı, Jean ise Amerika’lı.
Okul yıllarında tanışmışlar, ve en güzel evlenme yeri olarak İstanbul’u seçmişler (daha anlamlı neresi olabilirdi ki).
Öncelikle itiraf edeyim, ortada hiçbir kaos olmadan sade ama çok keyifli bir düğün yaptılar. Aylar öncesinden kendilerince basit bri plan yapmışlar, tıkır tıkır herşeyi planladılar; evlerinden binlerce km.’lerce ötede…
Birer espresso içip (ben dayanamayıp bir de Creme Brule yedim söylemesi ayıp), neler yapabileceğimizi konuştuk. hatta onlara kına gecesi tavsiye ettim (ve yaptılar;) kına bile bulmuşlar). Ne istedikleri çok netti, soruları yazılıydı. Ben de ne yapabileceğimi anlattım. Konu fotoğraf olunca onlara da çok sınır koymak istemedim…Çoğunlukla "o an"ların fotoğrafları olacak diye anlaştık.
O Cumartesi günü geldi, bütün hazırlıklarımı önceden yaptım (ön hazırlıklar için yazım: http://www.photo-latte.com/blog/?p=228 ).
Berberde buluştuk…(daamt traşı da benim tavsiyemdi). Bütün erkekler Sultanahmet’te bi güzel traş oldular, tabii damada ayrı bir muamele çekildi, masajına kadar. Bazıları kulağa yanan pamuğu görünce acayip tedirgin oldu (daha çok Amerika’lı grup) devamlı benden tercümanlık istediler. Vincent ne yaptılarsa kabul etti. Akça pakça çıktılar berberden.
Vincent’la beraber törenin yapılacağı otele gittik. Mütevazi bir Otel (Adamar), çatısında tek kelime ile MUHTEŞEM bir manzara var!
Beni gelin, annesi, kayınvalidesi ve arkadaşlarının olduğu odaya teslim etti ve açıkçası kaçtı! İlk başta fotoğrafçı görünce kaçıştılar, ama sonra olayın telaşından kimse beni görmemeye başladı, iyi de oldu.
Açıkçası imrendim, mütevazi bir düğün, herkes tatlı bir telaş içinde. Kimse kimseyi çekiştirmiyor. Ama oda o kadar küçüktü ki, çalışırken biraz zorlandım açıkçası. İyi ki en geniş açı lens yanımdaymış (Sigma 12-24mm).
Ardından son hazırlıklar için Jean’in babası geldi. Yüzündeki ifadeyi görmeliydiniz.
jean hazırdı, Vincent da kıpır kıpır çatıda, babasının Jean’i getirmesini bekliyordu. Tüm konuklar da sessiz ve heyecanlı, fonda Sultanahmet Camii, önde bir rahip. Müthiş bir manzara.
Ben de kendime göre iyi bir açı yakaladım ve bekledim merdivenlerden çıkışlarını.
Ve bu kolaj çıktı sonunda. nasıl?
Sonrası tabii filmlerden bildiğimiz klasik hristiyan töreni. Babası Jean’i Vincent’a taktim etti,
rahibin uzun ve çok güzel konuşması…öpüştüler, alkış…!
Ve konuşmalar..Jean’in babasını nşu cümlesi hep aklımda:
"Evlilik hayatın en riskli kararı,
Benim için çok güzel bir deneyimdi. O gece hem biz hem de onlar ayrılacağı için geç saatlere kadar çalışıp teslim ettim fotoğrafları. Sonra da 2 hafta sonra, en güzel halleriyle ilettim.
Hala zaman zaman mailleşiyoruz, keyifle.
Hoşçakalın,
Serkan
